Sonraki Sayfa »

Doğum günün kutlu olsun Türkiye’m

Bugün Türkiye Cumhuriyeti’nin, Türkiye’nin 84. doğum günü… Kutlu olsun…

Bu not, 29.October.2007 tarihinde yazarlarımızdan kalem tarafından eklenmiştir.   
Notun konusu: Türkiye
Etiketler: ,

Teşekkürler RTÜK

Hayatımda defalarca kez böyle girişimlerim olmuştu ama ilk kez uyarılarım (ve tabiki sizin uyarılarınız) bu kadar hızlı cevap buluyor. Röntgencilik yaparak eski cumhurbaşkanımızı atletiyle kameraya çekmeyi habercilik yapmak zanneden Show TV’ye RTÜK tarafından ceza verileceği bugünkü gazetelerde duyuruldu.

Radyo ve Televizyon Üst Kurulu (RTÜK), 10. Cumhurbaskani Ahmet Necdet Sezer’in Gölbasi’ndaki evinde izinsiz olarak çekilmis “fanilali görüntülerini” yayinlanan Show TV’ye ceza verilmesini kararlastirdi.

AA muhabirinin aldigi bilgiye göre, Üst Kurul’un toplantisinda Show TV’nin söz konusu görüntülerine iliskin rapor degerlendirildi.Toplantida, 10. Cumhurbaskani Sezer’in Çankaya Köskü’nden ayrildigi gün Gölbasi’ndaki evinde geçirdigi ilk geceye iliskin haberinde, Sezer’in izinsiz çekilmis fanilali görüntülerini yayinlayan Show TV’ye müeyyide uygulanmasina karar verildi.

Biz ise haberin yayınlandığı gün - hatta bir kaç saat sonra - bu sitede protestomuzu yapmaktan ve aynı bilgi ve protestoyu RTÜK’e bildirmekten gurur duyuyoruz.

Her ne kadar ilkeli habercilikten çok uzakta olsa da basın-yayın, lütfen biraz daha gayret edin. Bu bizim hakkımız… Teşekkürler RTÜK

Bu not, 4.September.2007 tarihinde yazarlarımızdan kalem tarafından eklenmiştir.   
Notun konusu: Türkiye
Etiketler: none

Ben de merak ediyorum: Batı basını neden taraf?

Milliyet gazetesinin bugünkü internet sayfasında Kadri Gürsel imzalı bir yazı okuduk. Okuduk ve Milliyet gazetesi ve Doğan grubunun çizgisine zıt fikirler içermesi nedeniyler de şaşırdık. Kadri Gürsel bakın ne diyor:

Batı basını neden taraf?

Batı medyasının, özellikle de Amerikan ve Ingiliz basınının, kendisini profesyonel gözle takip ettiğimiz son 20 yılda, Türkiye’deki seçim süreçlerinde bir siyasi partiden yana bu kadar taraf olduğuna hiç tanık olmamıştık. Türkiye’deki parlamento ve cumhurbaşkanliği seçimlerini okurlarına aktarırken nesnel ve dengeli olma gereğini duymadığını gördüğümüz bu basının, bir siyasi partinin uluslararası propaganda bürosu gibi çalıştığını söylemek çok da abartılı olmaz. Bu taraftarlığın nedenlerini ve bunun demokrasimiz için içerebileceği riskleri çözümlemek gerekiyor.

Taraftar yazisi: Propaganda yazilarinin en fütursuzlarindan biri Abdullah Gül’ün cumhurbaskani seçilmesinden bir gün önce Washington Post’ta “Müslüman Demokrasisi Ilerliyor” basligi altinda yayimlandi. Jackson Diehl imzali makalede, cumhurbaskanligi krizi boyunca AKP’nin sadece demokrasiden yana degil ama ayni zamanda uzlasma ve ilimliliktan yana tavir aldigi öne sürüldükten sonra “Türkiye, ABD’yle, ‘laik’ Türk politikacilarin büyük çogunlugundan daha fazla dost olan bir cumhurbaskanina sahip olacak. Ona hos geldin demek gerekmiyor mu?” deniyordu.

Fahiş hatalar: Diehl, AKP’yi överken hızını alamayıp idamı kaldıranın bu parti oldugunu söylemek gibi fahiş bir hataya da imza atmış. Halbuki Türkiye’yi daha yakından izlemiş olsaydıi, idamin önceki koalisyon hükümeti tarafindan kaldırıldıgını bilirdi. Gerçi bu hatayı yapan ilk kisi Jackson Diehl degil. Kendisinden önce New York Times’in Türkiye muhabiri Sabrina Tavernise 19 Mayis 2007′de ölüm cezasini AKP’nin kaldırdığını yazmıştı. AKP’ye sempatisi, Türkiye hakkındaki bilgisinden daha büyük oldugu anlaşılan bu meslektaşımız, 14 Mayıs’ta da, Başbakan Erdoğan’ın atadığını sandığı Konya Selçuk Üniversitesi Rektörü’nün üniversitedeki özgürlükçü ve liberal icraati üzerinden AKP’yi övmüştü.
Rektörü AKP’nin baş hedeflerinden YÖK’ün atadığını bilmiyordu çünkü. Bunlar, yüksek gazetecilik standartlarıyla övünen New York Times için son derece düşündürücü maddi hatalardır.
Washington ve Londra’nın, Islamcı Milli Görüş hareketinden 28 Şubat’in etkisiyle kopan AKP’yi, 11 Eylül sonrasının koşullarında, Arap ve Islam alemindeki halk yığınlarının ilgisini şiddet yanlısı Islamci hareketlerden uzaklastırarak, barısçı ve medeni siyasete yöneltmek için sunulacak bir örnek olarak benimsediğini biliyoruz. AKP’nin Amerikan ve Ingiliz medyasından gördüğü büyük ilginin ardindaki asıl neden bu. Başta CHP ve MHP olmak üzere ulusalcılar, ABD ve AB karsıtlığında adeta eski Milli Görüş çizgisine savrulurken, AKP bu iki global aktörle pragmatik ilişkiler kurmayı başardı.

Türkiye’nin uluslararası ekonomik sisteme entegrasyonunu sürdürmesi de eklenince, bu iki global aktörün gözünde AKP, Türkiye’de diğerlerine göre tercih edilir bir siyasi güç oldu. Ingiliz The Guardian gazetesinde Gül’ün Cumhurbaskanı seçilmesinden önce yayımlanan “Islam ve demokrasi” başlıklı baş makalenin sonunda “Türkiye’de Islam ve demokrasinin uyumlu oldugu kanıtlaniyorsa, baska yerde neden olmasın?” diye soruluyordu. Evet, Türkiye hem bir Islam ülkesi ve hem de, geçmişte kesintilere uğramış olsa da demokrasisini geliştirerek yasatmayı başarmış bir ülke. Bir Islam ülkesinin ayni zamanda demokratik de olabileceğini uzun yıllar önce kanıtladı. Bunu da laiklik sayesinde yaptı. Unutulan iste bu.

‘Müslüman demokrat’ mi?:
Düne kadar AKP’yi genellikle “ılımlı Islamci”, “neo-Islamcı”, “eski Islamcı” veya “Islamı kökenli” diye tanımlayan Amerikan ve Ingiliz basininda bu parti için, AKP’nin de duymaktan hoşnut olacaklarını sandığımız “Müslüman demokrat” taniminin giderek artan oranda kullanıldığını gözlemliyoruz. AKP’ye iltifat eden aynı basın, kentli orta sınıfların demokrasi, laiklik ve özgürlükler konusundaki kendiliğinden gelişen demokratik tepkilerini ya görmezden geliyor ya da bunu, başında orduyu saydigi “laik elitler” konfigürasyonunun bir komplosu olarak yansıtıyor.

Temennimiz, AKP yöneticilerinin, kendilerine sunulan bu desteği yanlış okuyarak, “uluslararası sistemin güvencesi altında oldukları” gibi vehme kapılmamaları ve yeni dönemde itidal ile otokontrolü elden bırakmamalarıdir. Böylesi demokrasimiz için daha hayırlı olur.

Ufak bir not düşelim. İktidarda bulunan partimizin daha kuruluş aşamasında iken bile ABD yanlısı bir politika izlediği, her alanda ABD çıkarları ile ters düşecek stratejilerden uzak durduğu biliniyor. Arkasına aldığı ulusalcı-karşıtı basın ve yabancı dış basın rüzgarından çok destek gördüğü de biliniyor. Yazarın temennisinde geçen “hükümetin uluslararası sistemin güvencesi altında oldukları gibi vehme” çoktan kapıldığı, kızmızı-çizgilerin BOP / GOKAP için çoktan silindiği, ulusal çıkarlar çoktan terkedildiği görülüyor. Bu nedenle yazarın temennisine katıldığımızı belirtmek isteriz.

Acaba yabancı basının bu “taraftarlık derecesine çıkan” AKP yanlısı duruşu, tüm dünyanın lanet okuduğu BOP / GOKAP projesinde ABD ile eşbaşkan olmasından ve tüm dünya ABD’ye karşı bir duruş sergilerken Türkiye’nin ABD politikalarının sadık uygulayıcısı olmasından olmasın… Eeee nede olsa ulusalcılar ve vatanseverler başa geçerlerse bu günleri mumla arayacaklarını onlar da biliyor…

Bu not, 2.September.2007 tarihinde yazarlarımızdan kalem tarafından eklenmiştir.   
Notun konusu: Türkiye
Etiketler: none

Röntgencilik habercilik ilkeleriyle bağdaşır mı?

Bugün (29.08.2007) Show TV Ana Haber‘de gördüklerimden sonra, söze nasıl başlayabilirim bilmiyorum. Gazetecilik ilkelerinin alenen ihlal edildiği bir haberdi izlediğim, ama ayrıca bu insan hakları ihlaliydi aslında. Ve mesleğinin ve insanlığının tüm değerlerini ayaklar altına almaktan çekinmeyen bir takım muhabir, kameraman ve gazeteci, televizyonda böbürlene böbürlene “yalnız bizde var bu haber” diyerek övünç duyuyorlardı. İzlediğim o haber, Basın Konseyi -yada yetkili kimler varsa onlar- tarafından şiddetle kınanmalı, hatta ceza yağmalı bu habere karışan herkese, ibret olsun diye…

Gelelim habere… Haberimiz Ahmet Necdet Sezer‘in cumhbaşkanlığını devretmesinin ardından evine gitmesiyle başlıyor. Eski cumhurbaşkanım eşiyle evine geliyor, soyunup dökünüyor. Ve uzaklarda konuşlanmış Show TV kameramanı Sürhan Türegün açıyor kamerasını ve zumluyor evin penceresine doğru. Amacı sizin de anlayacağınız gibi röntgenlemek ve içeride olan biteni çekip haber yapmak.

Ahmet Necdet Sezer ise kendisini robot zannedenlere inat -ki Show TV kendisini büyük ihimalle robot zannediyor- soyunup dökünüyor ve atletiyle röntgenci kameramanın kamerasında görüntüleniyor.

Sonra eve gelen kim varsa, kızı, eşi ve misafirleri, hepsi röntgenleniyor. İçerisi saniye saniye kaydediliyor futursuzca.

Şimdi diyeceksiniz ki;

1. Sibel Can’ının poposunu çeken ve dakikalarca dikizleyenler haberciler varken Sezer fanilayla görüntülenmiş ne ki.

2. Hergün yüzlerce haberde kişiden izinsiz çekilmiş görüntüler kullanılıyor. Bu da onlardan biri.

Aslında dediğinizden biraz farklı bu sefer. Düşünün biri sizi, evinizin penceresinden içeri yönettiği bir kamerayla çekiyor. İçeride yer misiniz, içer misiniz, soyunur musunuz, sevişir misiniz önemli değil. Çekiyor sizi ve “ben çektim!” diye gerile gerile ana haber bülteninde yayınlıyor. Ahlaksız habercilik çok gördük bu güne kadar, ama bu kadarına pek az rastlamıştık doğrusu.

rontgenciMuhabir02 rontgenciMuhabir04
rontgenciMuhabir05 rontgenciMuhabir06
Size yalan haber uydurmuyorum. Röntgencilik ile çekilmiş bu fotoğrafları yayınlamak istemezdim ama kanıtlamak maksadıyla yayınlıyorum… Sağır kulaklar belki görür ve önlem alır umuduyla…  

RTÜK ve Basın Konseyi yöneticileri başta olmak üzere yetkili kim varsa bu ahlaksızlık ve ilkesizliğe bir DUR demeli ve halkın önünde sorumluları cazelandırmalıdır. Show TV halktan ve tabiki Ahmet Necdet Sezer ve ailesinden özür dilemelidir.

Bakın Basın Meslek İlkeleri ne diyor:

Kişilerin özel yaşamı, kamu çıkarlarının gerektirdiği durumlar dışında, yayın konusu olamaz.

Gazeteci görevini, taşıdığı sıfatın saygınlığına gölge düşürebilecek yöntem ve tutumlarla yapmaktan sakınır.

Türkiye Gazeticileri Hak ve Sorumluluk Bildirgesi ise şöyle diyor:

Gazeteci; kamuya mal olmuş bir şahsiyet bile olsa, halkın haber alma, bilgilenme hakkıyla doğrudan bağlantılı olmayan hiçbir amaç için, izin verilmedikçe, özel yaşamın gizliliği ilkesini ihlal edemez.

Gazeteci; yayımlanmış her yanlışı en kısa sürede düzeltmekle yükümlüdür.

Açık kamu yararı olmadıkça ve olayla doğrudan ilgisi, bağlantısı bulunmadıkça, bir insanın davranışı veya işlediği suç, onun ırkına, milliyetine, dinine, cinsiyetine, cinsel eğilimine, hastalığına veya fiziksel, zihinsel özürlü olup olmamasına dayandırılmamalıdır. Kişinin bu özel durumu, alay, hakaret, önyargı konusu yapılmamalıdır.

Asıl olan kamu yararıdır. Özel hayatın gizliliğinin geçersiz sayılabileceği başlıca durumlar şöyle sıralanabilir:
a) Büyük bir suç yahut yolsuzluk üstüne araştırma ve yayın
b) Toplumu kötü etkileyici bir tutumla ilgili araştırma ve yayın
c) Toplumun-güvenliğinin veya sağlığının korunması
d) İlgili kişinin sözleri yahut eylemleri sonucu halkın yanılmasının, yanıltılmasının veya yanlış yapmasının engellenmesi
Bu durumlarda dahi, özel hayatın kamuya açılan kesiti mutlaka konuyla doğrudan ilgili olmalı veya ilgili kişinin özel hayatının onun kamusal faaliyetini de etkileyip etkilemediği gözetilmelidir.

Peki ya İnsan Hakları Evrensel Beyannamesi,

Madde 12- Kimsenin özel yaşamına, ailesine konutuna ya da haberleşmesine keyfi olarak karışılamaz, şeref ve adına saldırılamaz.

O haberciler, kendileri ve eşi-çocukları-sevdikleri evlerinde soyunuk vaziyetteyken pencereden röntgenciler tarafından çekilseler ve onlara “siz millete malolmuş önemli şahsiyetsiniz, o yüzden sizi dikizliyoruz” dense, sizce ne tepki verirlerdi?…

Bu not, 29.August.2007 tarihinde yazarlarımızdan kalem tarafından eklenmiştir.   
Notun konusu: Hayat, Türkiye
Etiketler: none

Ağla Türkiyem

Teröristler milletvekili maaşlarını rahat rahat yerken ve mecliste grup oluşturmuş atıp tutarken, müstakbel cumhurbaşkanımız bebek katili ve katillerin başı aponun yardakçısı Talabani ile görüşebileceğini dolaylı yollarla! açıklarken, aponun hapishaneden çıkartılma şartları alenen tartışılırken, belediye otobüslerimiz göz göre göre yakılırken sessiz kalan milletim için Mehmetimiz vurulmuş, öldürülmüş, şehit edilmiş önemli mi????

Canımız yanmış, kanımız donmuş, kardeşimiz, abimiz, babamız, kocamız şehit düşmüş önemli mi???? Demek Türkiye şehitlerine ağlıyor öyle mi!… Ateş düştüğü yeri yakar! Ağlayanlar şehit yakınları, analar, bacılar, eşler, çocuklardır ve bir avuç vatansever, milletsever, yurtsever… Koskoca medyada satır aralarına düşen şehit haberlerine kızanlar, haykıranlar sadece onlardır, bunu bilesiniz.

Demokrasi ve uzlaşmacılık yorganının altına sakladıkları silahlar bir gün çıkacak ve namluları milletimin üstüne uykusunda mışıl mışıl! uyurken çevirilecektir. “Ne var canım bundan”, “biz değiştik” diyenler uyanacak vakti bulamayacaklar ve adları tarihin “vatanı satanlar” bölümüne kalın harflerle yazılacaktır.

Bu not, 26.August.2007 tarihinde yazarlarımızdan kalem tarafından eklenmiştir.   
Notun konusu: Hayat, Türkiye
Etiketler: none

Bir kenar mahalleliyiz , mecburen Göztepeliyiz

Göztepe TMSF tarafından satıldı ve geri dönüş başladı.

Bu sezon Amatör Küme’de mücadele edecek olan Izmir temsilcisi efsane Göztepe’yi, Altinbas Assos Perakende Magazacilik ve Sportif Hizmetler AS aldi.Bu sezon Amatör Küme’de mücadele edecek olan Izmir temsilcisi efsane Göztepe’yi, Altinbas Assos Perakende Magazacilik ve Sportif Hizmetler AS aldi.

Göztepeliler bugün daha bir umutlu, daha bir duygulu.

15 sene once bir macta bu pankarti acmislar…mahallemizin takimi o bizim , ister A.S. olsun ister Altinbas olsun ister ciksin ister dussun kimin umrunda , butun dunyanin sadece mahallenizden ibaret oldugu cocukluk , ilk genclik yillarinizda mahallenin en guzel kizina duydugumuz platonik ask kadar saf , yan mahalle ile yapilan futbol maclari kadar heyecanli , eve girmeden once kosede arkadaslarla lafladigimiz, guldugumuz kadar keyifli ,uzaklastigimizda tedirgin oldugumuz, donunce huzura kavustugumuz yer o bizim…

Devamı için tıklayınız.

Bu not, 22.August.2007 tarihinde yazarlarımızdan kalem tarafından eklenmiştir.   
Notun konusu: Hayat, Türkiye
Etiketler: none

İnsanlığımdan utanıyorum

İnsanlığımdan utanıyorum artık. Bunları yapanlar insansa eğer ve çıkacaksa birkaç sene içerisinde hapisten (tabi eğer yakalanır ve yargılanabilirse), bu dünya dünya değil, bu millet millet değil, bu insanlar insan değil…

6 yaşındaki engelli kıza tecavüz ettiler (21.08.2007)

95 yaşındaki kadına tacavüz ettiler (20.08.2007)

Tecavüz ettikleri 80 yaşındaki yaşlı kadını, ellerini arkadan bağlayıp ağaca astılar (28.08.2007)

Bu not, 21.August.2007 tarihinde yazarlarımızdan kalem tarafından eklenmiştir.   
Notun konusu: Hayat, Türkiye
Etiketler: none

Kartal Kanadına Mektup

Aşağıda alıntıladığımız mektup, Güneydoğu’da görev yapmış emekli bir astsubay olan Oktay Yıldırım tarafından yazılmış ve 9 Ağustos 2006 tarihinde Altemur Kılıç tarafından Yeniçağ Gazete’sinde yayınlanmıştır.Şehitler gününde bu mektubu tekrar yayınlamaktan ve siz okuyucularımıza bazı seyleri tekrar hatırlatmaktan onur duyarız.

BU BİR MEKTUPTUR
Kuş kanadına, suya, çöl kumlarına yazılmış mektupları okuyanlara veya bu mektupları yazanlara ithaf edilmiştir.
Vatan üzerine.
Bayrak üzerine.
Onur üzerine.
Namus üzerine.
Vicdan üzerine.
Akıl üzerine.
Adı fark etmeyen ve ithal edilmiş tüm meseleler üzerine.
Kelimeler ve kelimeleri çirkinleştiren kalemler üzerine.
Kalemleri tutan riyakâr ve kan kokulu eller üzerine.
Kalemlerini sapladıkları şehitlerin ve kadınlarının ve çocuklarının ve kardeşlerinin ve onların analarının yürekleri üzerine yazılmıştır.
Mayın, bomba, pusu, baskın, yazar, çizer ve ihanete alet olan her şey üzerine.
İstemeyen okumasın.
Kanla yazılmış bir mektuptur bu. Güvercin kanadının gücü yetmez taşımaya, karabaşlı kartal olsa nafile.
Ağırdır, zira eskidir ve unutuldukça kanla yeniden yazılır, şehit mezarlarının taşları üzerine.
Bu mektup binlerce yıl önce yazıldı ve binlerce yıldır yazılıyor, yeni fark edenler utansın.
Kardeş kardeşi öldürmez, öldüren kardeş falan değildir, kalleştir olsa olsa.
Kalleşlerin en kalleşi ise kardeşim diyerek kalleşlik yapan kalleşlerdir.
Ve aslında en kahpesi, mayın değil onu Adil Binbaşıların, Davut çavuşların yoluna döşeyen eldir, o eli alkışlayan ve ululayıp aklayan kalemdir.
En az o el kadar suçludur o kalem, tarihin yanılmaz vicdanında.
O mayınlara basıp parçalanan bedenler, Edirnekapı`dadır ve bizim yüreklerimizde ve hafızalarımızda yaşarlar.
Kemerburgaz`daki Kemer Country villalarından görünmez Edirnekapı, çok uzaktır hem de çok.

DAĞLARDA YARIM KALDILAR VATAN İÇİN
Ellerimizde can verdi o parçalanan bedenlerin sahipleri, bayrakları dalgalansın diye. Vücudunda sigara söndürülerek, tüm kemikleri kırılarak, kafa derileri yüzülerek işkence edilen sonra da ağaçtan kazıklarla öldürülen ve çığlıkları telsizlerden dinletilen vatan evlatlarının yeri bizim yüreklerimizdedir, o çoğlıkları duymayanların yanı başında durmaz onlar.
Bir de katillerinin yanı başında dururlar, kulaklarında çınlar haykırışları eğer bir yerlerinde bir parça insanlık kalmışsa.
Yazıklar olsun, can veren o yiğitleri hainlerle bir tutanlara.

“Ağabey” diyordu bana telefonda, Astsubay Zülfikar, “geçen gün kız arkadaşımla gezdim biraz ve kimse bacağımın takma olduğunu anlamadı.”
“Ağabey” diyordu, “biraz daha uğraşırsam belki bisiklet bile sürebilirim.”
Daha on dokuz yaşındaydı Zülfikar, mezun olalı tam yirmi gün olmuştu, o kahpe ellerin döşediği mayınla ve bazı kalemler tarafından ululanan o hainlerin, ilk izleriyle tanışırken.
Küskün veya kızgın değildi sesi, pişman veya aciz de değildi.
Gururlu ve biraz pusluydu sadece, bisiklet sürebilse yeterdi.
Koşmayı, atlamayı, denize girmeyi feda etmişti vatanı için.
Bacağını payanda yapmıştı, Kemerburgaz`ın da üzerinde bulunan Türk egemenlik örtüsüne.
Yazıklar olsun, çiçek toplayan küçük kızları öldürenlere ve yazıklar olsun o katilleri ululayan kalemlere.

(devamı…)

Bu not, 18.March.2007 tarihinde yazarlarımızdan kalem tarafından eklenmiştir.   
Notun konusu: Türkiye
Etiketler: none

Kalk Ayağa Ehli Vatan!

Sinanoğlu.net‘ten öğrendiğimiz bir habere göre Kılıç Ozan‘ın Türk milletini birliğe ve beraberliğe çağıran klibi yasaklanmış.

Kılıç Ozan’in “kalk ayağa ehli vatan” isimli şarkısının klibi, Tasarruf Mevduatı Sigorta Fonu’nun bünyesinde bulunan KRAL TV’de 3 gösterimden sonra, keyfi bir tutumla yayından kaldırıldı. Kılıç Ozan, yaptığı açıklamada “klibinde Atatürk görüntülerinin fazla olduğu ve kritik bir dönemde böyle bir klibe gerek olmadığı düşüncesiyle yayından kaldırıldığını” söyledi. Kılıç Ozan, “ozanları susturulmus bir ulus ve devlet, ışıklari sönmüs bir hana benzer”, “basını, yayını yasaklı toplum beyni harap olmuş bir cana benzer” dedi.”Atatürkçü düşünce fazla yansıtıldığı için klibim yasaklandı” diyen Kiliç Ozan, sözlerini şöyle sürdürdü: “Padişahım sen çok yasa diyen toplumdan ‘egemenlik kayıtsız şartsız ulusundur’ diyen bir toplum yaratarak dünyaya en büyük dersi veren Mustafa Kemal Atatürk’ün klibimin görüntülerinde yansımasındaki onurunu yaşıyorum.

Kılıç Ozan, çalışmalarına devam edeceğini belirterek, “beni hiçbir yasak yıldıramaz. Doğru her yerde doğrudur. Ordu millet kavramı asla işbirlikçi omurgasızlarca yok edilemeyecektir” dedi.

Kılıç Ozan’ın klibini aşağidaki adresten izleyebilirsiniz.
http://www.youtube.com/watch?v=WCCh…related&search=

Siz de Kral TV’ye tepkinizi göstermek için asağıdaki adreslere bir ileti gönderebilirsiniz.

izleyicitemsilcisi@kralmedyagrup.com
kraltv@kraltv.com.tr

Kaynak: Sinanoğlu.net

Kılıç Ozan’ını protestosu ile ilgili haber ise TürkçeDünya‘dan:

Atatürk ve Türk halkina hakaret içeren sarkisi nedeniyle bir Ermeni rock grubuna cevaben klip çeken Kiliç Ozan, klibi yayinlamayan müzik kanalini baglamasini kirarak protesto etti.Kiliç Ozan, Taksim Cumhuriyet Aniti önünde baglamasiyla basin mensuplarina poz verdikten sonra, burada baglamasini kirmasina güvenlik güçleri izin vermedigi için Istiklal Caddesi girisindeki Fransiz Konsoloslugu’nun önüne geldi. Eyleminin nedenini anlatan Kiliç Ozan, ‘’Ermeni rock müzik toplulugu System of a Down’in, kisa süre önce çikardigi albümünün ‘Holly Mountains’ adli parçasinda Atatürk’e, Türkiye Cumhuriyeti’ne ve Türk halkina hakaret edildigini ve sözde Ermeni soykiriminin dile getirildigini'’ söyledi.

Bu sarkiya cevaben ‘’Kalk Ayaga Ehl-i Vatan'’ adli parçasina klip çektiklerini, bu klibi de bir müzik kanalina parasini pesin ödeyerek yayinlamasi için verdigini belirten Kiliç Ozan, ‘’Müzik kanali, parasini pesin alip klibi 3 gün yayinladiktan sonra yayindan kaldirdi. ‘Bunun nedeni nedir?’ diye sordugumuzda, ‘Bizi asan mevzular var’ yanitini verdiler. Ben halk ozaniyim, silaha sarilmam saza sarilirim'’ diye konustu.

Kiliç Ozan, daha sonra, 40 yillik baglamasini yere vurarak kirdi. Ozan’in konusmasina ve eylemine, vatandaslardan bazilari da alkisla destek verdi. Konuya iliskin basin bülteninde de, Kiliç Ozan’in kaset ve CD’lerinden elde edilecek gelirin yüzde 10′unun Türk Silahli Kuvvetlerini Güçlendirme Vakfi’na bagislanacagi bildirildi.

Kaynak: http://www.internethaber.com

Anlıyoruz ki, parçalanmaya, düşmanlığa, kindarlığa, yalan ve iftiraya ya da bomboş şeylere alet olacak her türlü yayın günümüzde normaldir. Türk vatanseverliği ve milletseverliği ise anormal… Tıpkı Bülent Ortaçgil’in dediği gibi…

Bu not, 29.December.2006 tarihinde yazarlarımızdan kalem tarafından eklenmiştir.   
Notun konusu: Türkiye
Etiketler: none

“The Moon revolves around the Earth”ün Türkçesi

Anadolu Lisesi sınavına yıllarca çalışmış, ve bu nedenle, ilkokul fen ve matematiğini yemiş bitirmiş bir öğrenciydim. İlkokulda fen dersine ilgiliydim ve bilimle ilgili elime geçen her yazıyı -anlayabildiğim ölçüde- okumaya gayret ediyordum. İlkokul çağındaki her genç gibi “uçurtma nasıl uçuyor?”, “Ay neden bu kadar parlak?” ve “televizyon nasıl çalışıyor?” gibi sorular beynimin içindeki binlerce soru işaretinden sadece birkaçıydı.

Sonra anadolu lisesini kazandım.

Burada fen ve matematik dersleri, ingilizcemizi geliştirmek amacıyla hocalarımız tarafından ingilizce verilmekteydi. ve ben ortaokul 1. sınıfta fen dersinden neredeyse kalıyordum.

Neden mi?

“Ay Dünyanın çevresinde dönüyor”, “Güneş ışık saçıyor” ve “Gökyüzünde milyonlarca yıldız bulunur” gibi cümlelerin ingilizcesini bir türlü öğrenemediğim, ve sınavda sınav kağıdına yazamadığım için. Anadolu lisesinde ortaokul 1′deydim ancak ilkokul 2 fen konularını yeniden işliyor, hocamın dediklerini anlamıyor ve kendimi moron gibi hisediyordum.

Türk eğitim sistemindeki “Türk öğrencilere bilimi ingilizce öğret ki bilim yapılamasın” kuralı gereği, bildikleri unutturulmuş, önü kesilmiş milyonlarca Türk gencinden sadece biriydim. İngilizceyi ingilizce dersinde dahi yeterince öğretmeyi başaramayan Türk egitim sistemi, bilimi “bilmemnece” öğreterek bir nesle daha yazık ediyordu.

Peki bunları niçin mi anlattım?… Okuduğum bir fıkra bana bunları hatırlattı da ondan.

Bu not, 28.December.2006 tarihinde yazarlarımızdan kalem tarafından eklenmiştir.   
Notun konusu: Türkçe / Türk Dili, Türkiye
Etiketler: none