« Önceki Sayfa — Sonraki Sayfa »
Emlak piyasası ve Türkçe’ye ihanet
Bir emlak ve konut furyasıdır gidiyor. Her gün yeni sitelerin, yeni kooperatiflerin, yeni konutların inşaa haberi geçiyor gazete sütunlarında ve televizyon reklamlarında. Her kesime hitab eden uygun ödeme koşullarıyla bizlere sunulan kampanyaların sayısı hızla artıyor.
Herşey iyi güzel de, bütün bu kampanyaların ve inşaa edilen sitelerin isimleri neden Türkçe değil? Mortgıç denen şeyin neden Türkçesi kullanılmıyor? Resmi kurumların sitelerinde bile neden “Mortgage” kelimesi hala telaffuz ediliyor. Yoksa bu yeni oluşturulmaya çalışılan sistem Türklere hitab etmiyor mu?
Neden yeni konut sitelerin büyük çoğunluğunun adı Türkçe konulmuyor?
İstanbul’da gerçekleştirilen villa projelerinde Anadolu da yaşayan aileler fazla ilgi göstermiyor. Bunların oranı, yüzde 2 leri geçmiyor. Buna karşın, tanıtımı yoğun yapılan çok katlı konut projelerinde oran, yüzde 15 lere kadar çıkabiliyor. Anadolu dan en fazla talep gören projeler arasında Yapı Merkezi nin Şişli Plaza Projesi, Ağaoğlu nun My Konseptli projeleri, Albayraklar ın Kemerpark-Güneş Park Evleri, Hektaş ın İdealist Kent i yer alıyor. Ayrıca, Soyak Olimpiyakent, Mashattan, Almond Hill, Avrupa Konutları, Trend ve Uphill Court gibi projeler de farklı illerden yoğun ilgi gören projeler arasında bulunuyor.
Hürriyet Emlak’tan alıntılanmıştır.
My Konsept, Mashattan, Almond Hill, Trend ve Uphill Court…
Bir reklamda da geçen “lüks residıns (residence)” gibi kelimeler ve tanımlamalar, kokuşmuşluğumuzu en iyi biçimde tanımlıyor. Eskiden Türkçe kelime kullanmak yerine yabancı dilden kelimeler kullanmanın, şımarık zengin züppelerinin bir marifeti olduğunu zannediyorduk. Seneler içerisinde öylesine kokuştuk, öylesine kendi kültürümüze ve dilimize yabancılaştık ki, artık halkımız Türkçeyi sıradan ve eski, yabancı dilleri ise yeni, yenilikçi ve kendine yakın hissediyor. Öylesine yozlaştık, kültür bağımsızlığımızı kaybettik ki, Almond Hill demeyi Acıbadem Tepesi demeye yeğliyoruz.
(Acıbadem Tepesi… ne kadar bayık ve hiç de kuul değil. Sizce de öyle, değil mi?!!!!!)
BAŞBAKANLIK’A bağlı Toplu Konut İdaresi’nin (TOKİ) destek verdiği konutların ‘’court, olimpia, residence ve country'’ gibi yabancı isimleri taşıması dil bilimcileri çileden çıkarıyor. Özellikle İstanbul’ da birbiri ardına yükselen onlarca gökdelen gibi apartmandan oluşan sitelerin havuzdan özel otoparka kadar birçok konforu sunmalarının yanı sıra, ortak bir özellikleri var. O da tamamına yakınının İngilizce isme sahip olmaları. Alışveriş merkezlerinden, çay bahçelerine kadar her yerde etkisini gösteren, adeta günlük hayatımızda bizi esir alan İngilizce hayranlığı, tek başına şehir gibi olan bu yerleşim alanlarında da karşımıza çıkıyor. Artık birçok sitenin adının önüne veya sonuna ‘’court, olimpia, residence ve country'’ gibi kimsenin bilmek zorunda olmadığı yabancı kelimeler ekleniyor.
Türk toprağı, Türk çimentosu ile Türkler’in yaşaması için yapılan bu alanlara neden yabancı isim verildiği sorusuna, binaları yapan firmalar hiçbir cevap veremiyorlar. TOKİ yetkilileri ise insanlara yerleşim alanı açmanın isimden daha önemli olduğunu dile getiriyor.
Hayatlarını her zaman ve her yerde ulusal kimliğin en büyük birleştiricisi Türkçe’nin tercih edilmesine adayan akademisyenler ise bu durumu hazmedemediklerini söylüyorlar. Hepsi sözleşmiş gibi ortak bir net tavır sergiliyorlar: “Aşağılık kompleksinden kurtulun.”
Kaynak: Sinanoglu.net
Siz de tepkinizi gösterin. Türkçe’ye kamusal ihanete dur deyin.
Ladino Dili
Ben çocukken, babam bana, kendi çocukluğunda İzmir’de bir çok yahudi arkadaşı olduğundan bahsederdi. Bu çocuklar ve aileleri doğma büyüme İzmir’lilermiş ve Türk vatandaşıymışlar. Türklerle pek sıkı arkadaşlıklar kuramamakla birlikte, iyi Türkçe biliyorlarmış. Ancak aile içinde İzmir yahudileri, bir tür İspanyolca konuşuyorlarmış. Bugünlerde öğrendimki bu dilin adı Ladino‘ymuş.
Vikipedi‘den ve Wikipedia‘dan öğrendiğime göre:
Ladino ya da yaygın söylenişiyle Judeo Espanyol, Hint Avrupa dil grubuna bağlı Latin kökenli dillerden olan İspanyolca’nın Museviler tarafından konuşulan bir lehçesidir. 1492′de İspanya’da kovulan Museviler Osmanlı İmparatorluğun’da bu dili serbestçe kullanmışlar, kitap ve gazeteler yayınlamışlar dolayısıyla da İspanya’daki dil değişimlerinden etkilenmeyip 15. yy İspanyolcasını günümüze değin taşıyabilmişlerdir. Ama bugün Ladino ciddi bir yok olma tehlikesiyle karşı karşıyadır.
….
Ladino: İsrail dışında; Türkiye’de İstanbul, İzmir, Bursa, Yunanistan’da Atina ve Selanik, Bulgaristan, Kuzey Afrika Ülkeleri, Güney Amerika Ülkeleri olmak üzere yaklaşık 120-130 bin kişi tarafından ufak farklılıklarla konuşulmaktadır. Ladino: Türkiye’de 65 yaşın altındaki Museviler tarafından anlaşılsa bile artık konuşulamamaktadır. Ladino ciddi bir yok olma tehliksiyle karşı karşıyadır.Türkiye’de Musevilerce çıkartılan Şalom gazetesinin sadece bir sayfası, Ladino dilinde basılmakta diğer sayfalarında ise Türkçe kullanılmaktadır.
“Mazatabaşo kameno!” diye seslenerek sokakta oynayan çocuğunu eve çağaran Yahudi annenin bu hikayesini hep aklımdadır. Kültür çeşitliliği adına Ladino dilinin de korunmasını diliyorum.
İstiklal Marşı ve küçük kız
Bildirgeç ve Arda Çetin dostumuz bizlere tekrar hatırlatmışlar, saolsunlar.
İstiklal Marşını ezbere söyleyen bir küçük kız (Suğra Bal) vardı hani. Dinleyen herkesi duygulandırmıştı. Onun videosu burada. Bir de -sadece Kayseri’de geçtiğini bildiğim- bir İstiklal Marşı vak’ası daha var. Söylemekten aciz beyler korosu. O da ibret-i alem için burada. İstiklâl marşı nasıl söylenmelidir diye merak edenler, onun da videosu burada.
ATO’dan işyerlerine Türkçe isim çağrısı
ATO’DAN İŞYERLERİNE TÜRKÇE İSİM ÇAĞRISI
ATO BAŞKANI AYGÜN: NASIL ÇOCUĞUMUZA HANS, JACK, TOM ADINI KOYMUYORSAK, İŞYERLERİMİZE DE ÜRÜNLERİMİZE DE YABANCI İSİMLER KOYMAMALIYIZ
SİMİTİ SİMMİT, BALONU BALOON, SALONU SALOON, PAZARI BAAZAR ŞEKLİNDE YAZARAK TÜRKÇE’Yİ EĞİP BÜKÜYORUZ
GELİN BU TOPLUMSAL TALEBİ BİR KAMPANYAYA DÖNÜŞTÜRELİM. İŞYERLERİMİZİ, ÜRÜNLERİMİZİ YABANCI İSİMLERDEN ARINDIRALIM
Ankara Ticaret Odası (ATO) Başkanı Sinan Aygün, işyerlerine ve ürünlere yabancı isim koyma merakının, ulusu ayakta tutan temel unsurlardan biri olan anadilimiz Türkçeyi, kullanılmaz hale getirdiğini belirterek “Bu dil ve kültür kirlenmesine dur demek için, dilimizi, işyerlerimizi, ürünlerimizi yabancı isimlerden arındırmalıyız” dedi.
Konuya ilişkin yaptığı yazılı açıklamada yasalara göre şirketlerin ticaret ünvanlarının Türkçe olarak belirlendiğini, ancak bu maddeye bir istisna olarak şirketin faaliyet konusuna giren mal ve hizmetin yabancı dilde olması ya da şirket ortakları arasında bir yabancının olması halinde şirket isminde yabancı kelime bulundurulmasına izin verildiğini anlatan Aygün, “Caddeye çıktığımızda görüyoruz ki, istisna bir genel kural haline gelmiş. Etrafta Türkçe konuşan olmasa kendimizi yabancı bir ülkede hissetmememiz mümkün değil” diye konuştu.
Şirketlerin Türkçe isimle kurulmasına karşılık bu şirketlerce açılan mağaza ve büroların yabancı isimle adlandırılmasının talihsiz bir alışkanlık olduğunu dile getiren Aygün, “Çocuklarımıza isim koyarken, nasıl kılı kırk yarıyorsak, anlamlarını araştırıyor, Türkçe olmasına özen gösteriyorsak, aynı özeni işyerlerimize isim koyarken de göstermeliyiz. Nasıl çocuğumuza Hans, Jack, Tom adını koymuyorsak, işyerlerimize de, ürettiğimiz ürünlere de yabancı isimler koymamalıyız” dedi. Aygün şunları söyledi:
Kaliteli mal izlenimi vermek için ürünlere İtalyan, Fransız etiketi koymakla kendi sanayimizin kuyusunu kazıyoruz. Mehmet’in hakkını Coni’ye veriyoruz. Tekstil ürünlerimiz Avrupa’da bir numarayken, ceketin içine, gömleğin yakasına yabancı yafta yapıştırmakla, o ülkelere, o ilkelerin dillerine, sanayisine paye verirken, kendi dilimizi küçümsüyoruz. Kendimize mi güvenmiyoruz, ülkemize mi, dilimize mi?. Türkiye artık her alanda her teknoloji ile rekabet edebilecek güçte. Türk markalarını giysilerimizde, tabelalarımızda neden gururla taşımayalım? Bu alışkanlığı artık sorgulamamızın zamanı gelmedi mi? Türkiye global ekonomide yerini, yabancı ülkelerin dili markaları ile değil, kendi kimliği, ana dili, güçlü yerli markalarıyla alması gerekir. Türkiye taklit markalarla değil, kalitesiyle dünya markaları yaratarak ayakta durabilir?
TÜRKÇE EĞİLİP BÜKÜLÜYOR
Türkçe işyeri ve ürün isimlerine harfler, takılar ekleyerek yabancı izlenimi vermenin de yaygın bir uygulama olduğuna dikkat çeken Aygün, “Simiti simmit, balonu baloon, salonu saloon, pazarı baazar şeklinde yazarak Türkçe’yi eğip büküyoruz. Bu eğip bükmekle ne biz İngiliz, ne ürünümüz ingiliz malı oluyor. Balık yerine fish, ev yerine house, demekle kimliğimiz değişmiyor ama, olan Türkçeye oluyor. Gelin bu toplumsal talebi bir kampanyaya dönüştürelim. İşyerlerimizi, markalarımızı yabancı isimlerden arındıralım” şeklinde konuştu.
Kaynak: Ankara Ticaret Odası Bülteni
Oktay Sinanoğlu ve anadilimizden kopuş üzerine
Oktay Sinanoğlu hocamızı bugün HaberTurk kanalında “Aynanın Arkası ve Komplo Teorileri” adlı programda izledim. Ana dilde eğitimden neden ve nasıl koptuğumuzdan ve basında Türk sorunundan bahsetti. Kurtuluş için neler yapılmalı sorusuna o tatlı üslubuyla cevap verdi.
Kendisi, 1920′lerdeki büyük kurtuluştan sonra hızla bataklığa sürüklenen Türk milletinin 2. kurtuluşu için gerekli fikir altyapısına sahip olması nedeniyle, dünya bilim tarihi yanında Türk tarihinde de çok önemli bir yere sahiptir. Kitapları, bağımsızlığımızı iyiden iyiye kaybettiğimiz şu günlerde daha da önem kazanıyor.
Oktay Sinanoğlu hocamızın kitaplarını, her Türk gencine hararetle tavsiye ediyorum.
Türk Alfabesine has harflerin kaynakları
Türkçe ve İngilizce Vikipedi sayfalarını karıştırıken, Türk Alfabesi hakkında daha önce duymadığım birkaç bilgiye rastladım. Bunlar Türkçemize has harflerin kaynakları hakkında idi.
Ö/ö harfi İsveç Alfabesinden geliyormuş. Çünkü yeni yazı dili oluşturulmasından sorumlu komite içinde İsveç Büyükelçiliğinden bir İsveççe yorumlayıcı kişi varmış. Fince, Estonyaca, Macarca, Sami dillerinde, Azerice, Kırım Tatar Alfabesinde ve Türkçede kullanılıyormuş. (Çok ilginçtir ki, İsveççe Ö, ada anlamına gelen bir kelime, Estonyaca Öö ise gece anlamına gelen bir kelimeymiş.)
Ş/ş harfi Fransızcada Sedilla (İngilizce: cedilla) diye seslendirilen çengel işaretinin S harfinin altına eklenmesiyle oluşmuş. Türkçe’nin dışında Azerice, Kürtçe, Tatarca ve Türkmence dillerinde kullanılmaktaymış. Ş harfi, Romancada bulunan Ş harfi yerine de kullanılabiliyormuş, ancak Romancadaki Ş, S harfinin altına virgül koyularak oluşturuluyormuş.
Ğ/ğ harfi Türkçeden başka Tatarcada, Kırım Tatarcasında ve Azericede kullanılıyormuş. Latin dönüşümü yapılması gerekirse gh ile gösteriliyormuş.
I/ı ve İ/i harflerinde küçük ı ve büyük İ harfleri, Türkçeden başka Tatarcada, Kırım Tatarcasında ve Azericede kullanılıyormuş.
Ç/ç harfi, C harfinin altına sedilla denen çengel eklenerek oluşturulmuş bir harftir ve Arnavutçadan alınmıştır. Türkçeden başka, Arnavutça, Azerice, Türkmen dilinde ve Kürtçe alfabelerinde de kullanılıyormuş. Resmi olmamakla birlikte yazımda Ç harfi, Fransızca, Portekizce ve Katalancada da kullanılıyormuş.
Ü/ü harfi dilimize Almancadan alınmış. Macarca, Türkmence, Azerice ve Tatarcada kullanılıyormuş. Almanca, İsveçce, Flamence, Portekizce, Fransızca ve Katalanca Ü harfinin U-umlaud ve U-diaresis çeşitlerini kullanıyormuş. Genel olarak hepsi aynı şekilde yazılıyor.
Azeri Elifba’sı Tarihsel Akışı :
Azerice de benim ilgimi çeken bir konu da yabancı kelimelerin yazılışı ilgili. Azerbaycan Alfabesinde bütün yabancı adlar Azerbaycan Alfabesi kurallarına göre yazılır, örneğin “Bush”, “Buş” olarak, “Schröder” ise “Şröder” olarak yazılırmış.
Kırım Tatarca dili (ya da Kırım Türkçesi) alfabesi Türk Alfabesine ek 2 harften oluşuyormuş: Ñ ñ ve Q q.
Türk dillerini dünya üzerinde dağılımı ve Latin Harflerinden türeyen alfabelerin listesi ve karşılaştırması ise çok ilginç.
Türkiye okula gidiyor
National Geographic dergisinin 1929 senesinde yayımlanmış sayılarından birine ait sayfalara eposta adresimde rastladım. İçerisinde şöyle bir başlık ve bu başlık altında fotoğraflar ve yazı vardı: “Turkey goes to school”. Yani “Türkiye okula gidiyor!”
Yeni Türk Alfabesine yeni geçilmiş… Okuma yazma oranının tek haneli olduğu bir zamanda bir millet okula gidiyor…
Bakınız: Türk Alfabesi Levhası, Türk Alfabesi ve 1928 Harf İnkılabı
Sesli Kitap Gönüllüleri
Sesli Kitap Gönüllüleri Grubunu yakın bir tarihte tanıdım. Kendileri, bence çok ulu ve kutsal bir iş yapıyorlar, görme engelliler için kitapları Türkçe seslendiriyorlar. Seslendirdikleri kitapları CD’lere kaydedip Beyazıt Devlet Kütüphanesine devrediyorlar.
“Engeller kaldırılabilir.. Özürlülerin önünde engel olmayı reddediyorum” diyenler; kitaplar artık konuşuyor.
Tek amacımız görme özürlülere kitap seslendirmek ve kendilerine ulaşmasına çaba sarf etmektir.Bu grubun ürettiği sesli kitaplar Beyazıt Devlet Kütüphanesi Görme Özürlüler Bölümü’ne devredilmektedir.
BU PROJE TELiF HAKLARI KANUNUNUN EK 11.MADDESINE UYGUN OLARAK VE HiÇBiR AŞAMASINDA TİCARİ AMAÇ GÜDÜLMEDEN YÜRÜTÜLMEKTEDiR.
KİTAP SESLENDİRMEYE BAŞLAMADAN ÖNCE http://groups.yahoo.com/group/seslikitaplar/ ADRESİNDEKİ MAİL GRUBUMUZA ÜYE OLUNUZ.
SEÇTİĞİNİZ KİTABI MUTLAKA KİTAP ARAMA MOTORUMUZDAN DAHA ÖNCE OKUNMAMIŞ OLDUĞUNU DENETLEYİNİZ.
SESLENDİRMEYE BAŞLAMADAN KİTAP OKUMA KURALLARINI OKUYUNUZ.
SEÇTİĞİNİZ KİTABI GRUBUMUZA ANONS EDİNİZ.
Önemli uyarı! Grubumuzun kitap seslendirme dışında hiçbir faaliyeti yoktur. üyelerimizden, grubumuzun adını kullanarak istenebilecek, her türlü bağış ve yardım talebini geri çevirmelerini önemle hatırlatırız.
Size gereken sadece mikrofon ve kayıt için bilgisayar ve CD yazıcı. Tabi bir de kitap, seslendirmek için…
Okuğunuz bir kitabın bir görme engelli tarafından dinlendiğini düşünün. Kendinizi onların yerine koyun ve onun duyacağı mutluluğu hissedin…
Siz de gönüllüler arasına katılın…
Türkçeleştirmede izlenen sığ yöntemler
Dilimiz bu kadar sığ mı? Türkçemize geçen ya da geçmekte olan yabancı kaynaklı sözcüklere Türkçe karşılık bulurken izlenen yöntemler, kanımca çok gereksiz zorlamalarla dolu. Türkçemizin eklemeli bir dil olduğunu ve kelime türetirken bunun nimetlerinde faydalanabileceğimizin farkındayım. Ancak, yabancı sözcüklere karşılık olarak birebir Türkçe anlamlarını bulmak ve ekler ile türetme tek yok değildir. Birebir karşılık bulma saplıntısında olmamalı, yeni Türkçe köklere ve Türkçemize çok eskiden girmiş ve Türkçeleşmiş (günümüzde kullanılmayan) kelimeleri kullanmalıyız.
Yabancı kelimelere Türkçe karşılık bulma, şu yöntemlerle yapılıyor:
1. Yabancı kelimenin kelime-kelime tam Türkçe karşılığı bulunur. Mesela, Harddisk: Sabit Disk / Compact disk: Yoğun Disk gibi.
2. Yabancı kelimeye anlamca en yakın Türkçe kelime bulunur ve ekleme yapılarak türetilir. Mesela, Campus: Yerleşke / Angle: Açı / Square: Kare gibi.
Seminer kelimesine önerilen Türkçe karşılıkları görünce, özellikle uygulanan yöntemi görünce içim cız etti.
Türkçemizde kök kelime sayısı sabit mi?
Artık kök kelimelerimiz bitti mi?
Neden hep aynı kök kelimelerde türetme yapıyoruz? Yaratıcı olunamaz mı?
İllaha öz!türkçe kelime kökleri kullanmak ve onlardan mı kelime türetmemiz gerek?
Geçmişte insanlarımız aynı anlamı sağlamak için hangi kelimeleri kullanıyordu? yoksa taşlara resim mi çiziyorlardı?
Biz yüzyıllardır nece konuşuyorduk? Rusça mı?
Mausımızı rayt kliklemek
Soru: Desktapımızda mausımızı rayt klikleyince çıkan menüde aşağıdaki opşınlardan hangisi bulunmaz?
Cevap burada…



























