« Önceki SayfaSonraki Sayfa »

Teşekkürler RTÜK

Hayatımda defalarca kez böyle girişimlerim olmuştu ama ilk kez uyarılarım (ve tabiki sizin uyarılarınız) bu kadar hızlı cevap buluyor. Röntgencilik yaparak eski cumhurbaşkanımızı atletiyle kameraya çekmeyi habercilik yapmak zanneden Show TV’ye RTÜK tarafından ceza verileceği bugünkü gazetelerde duyuruldu.

Radyo ve Televizyon Üst Kurulu (RTÜK), 10. Cumhurbaskani Ahmet Necdet Sezer’in Gölbasi’ndaki evinde izinsiz olarak çekilmis “fanilali görüntülerini” yayinlanan Show TV’ye ceza verilmesini kararlastirdi.

AA muhabirinin aldigi bilgiye göre, Üst Kurul’un toplantisinda Show TV’nin söz konusu görüntülerine iliskin rapor degerlendirildi.Toplantida, 10. Cumhurbaskani Sezer’in Çankaya Köskü’nden ayrildigi gün Gölbasi’ndaki evinde geçirdigi ilk geceye iliskin haberinde, Sezer’in izinsiz çekilmis fanilali görüntülerini yayinlayan Show TV’ye müeyyide uygulanmasina karar verildi.

Biz ise haberin yayınlandığı gün - hatta bir kaç saat sonra - bu sitede protestomuzu yapmaktan ve aynı bilgi ve protestoyu RTÜK’e bildirmekten gurur duyuyoruz.

Her ne kadar ilkeli habercilikten çok uzakta olsa da basın-yayın, lütfen biraz daha gayret edin. Bu bizim hakkımız… Teşekkürler RTÜK

Bu not, 4.September.2007 tarihinde yazarlarımızdan kalem tarafından eklenmiştir.   
Notun konusu: Türkiye
Etiketler: none

Biz farklıyız!…

En demokratik millet biziz. Eli kanlı teröristi meclise soktuk, belediyeler verdik… Hatta bir de dedik ki “buyur demokratik hakkını kullan, istediğini diyebilirsin. Kardeşimi öldüren caniye cenaze töreni bile düzenleyebilirsin“. Abi-kardeş, biri silahla mehmedimi alnından kurşunlarken diğeri mecliste “ben birileri istiyor diye bebek katiline terörist demem” diyor. Biri de çıkıyor “Biz burdayız, savaştan kaçmayız. Diyarbakır bir kaledir. Bugüne kadar birçok kişi düşürmek istedi ama düşmeyecektir.” diyerek üyesi olmalarına rağmen nefret ettikleri Türk milletine meydan okuyor.

Dünyanın hiçbir ülkesinde, ABD başta olmak üzere, terörizme bu kadar müsamaha gösterilmez. Tabi ki biz farklıyız. AB üyeliği için herşeyimizi vermeye hazırız…

Terörist, “biz teröristiz” dese n’olucak ki? Sanki birileri “biz değiştik” dediler de değiştiler mi? Sizin elinizdeki kan kokusu ve gözü yaşlı analardan gözyaşı silmekle kaybolmaz ki…

Not: Umutsuzluğa da çok kapılmamak gerekir. Şehit anneleri sözlerim size… Siz kahraman analarısınız… Oğullarınız, eşleriniz, abileriniz ölmediler… Hayat, yalnız Allahındır. Allah verdiği canı elbet alır. Bu dünya kimseye kalmaz. Allah hesap kesicidir, defter dürülür ve hesap verilir… Ödeyecek hesabı olanlar, Allaha hesaplarını elbet vereceklerdir

Bu not, 3.September.2007 tarihinde yazarlarımızdan kalem tarafından eklenmiştir.   
Notun konusu: Tam Bağımsızlık
Etiketler: none

Ben de merak ediyorum: Batı basını neden taraf?

Milliyet gazetesinin bugünkü internet sayfasında Kadri Gürsel imzalı bir yazı okuduk. Okuduk ve Milliyet gazetesi ve Doğan grubunun çizgisine zıt fikirler içermesi nedeniyler de şaşırdık. Kadri Gürsel bakın ne diyor:

Batı basını neden taraf?

Batı medyasının, özellikle de Amerikan ve Ingiliz basınının, kendisini profesyonel gözle takip ettiğimiz son 20 yılda, Türkiye’deki seçim süreçlerinde bir siyasi partiden yana bu kadar taraf olduğuna hiç tanık olmamıştık. Türkiye’deki parlamento ve cumhurbaşkanliği seçimlerini okurlarına aktarırken nesnel ve dengeli olma gereğini duymadığını gördüğümüz bu basının, bir siyasi partinin uluslararası propaganda bürosu gibi çalıştığını söylemek çok da abartılı olmaz. Bu taraftarlığın nedenlerini ve bunun demokrasimiz için içerebileceği riskleri çözümlemek gerekiyor.

Taraftar yazisi: Propaganda yazilarinin en fütursuzlarindan biri Abdullah Gül’ün cumhurbaskani seçilmesinden bir gün önce Washington Post’ta “Müslüman Demokrasisi Ilerliyor” basligi altinda yayimlandi. Jackson Diehl imzali makalede, cumhurbaskanligi krizi boyunca AKP’nin sadece demokrasiden yana degil ama ayni zamanda uzlasma ve ilimliliktan yana tavir aldigi öne sürüldükten sonra “Türkiye, ABD’yle, ‘laik’ Türk politikacilarin büyük çogunlugundan daha fazla dost olan bir cumhurbaskanina sahip olacak. Ona hos geldin demek gerekmiyor mu?” deniyordu.

Fahiş hatalar: Diehl, AKP’yi överken hızını alamayıp idamı kaldıranın bu parti oldugunu söylemek gibi fahiş bir hataya da imza atmış. Halbuki Türkiye’yi daha yakından izlemiş olsaydıi, idamin önceki koalisyon hükümeti tarafindan kaldırıldıgını bilirdi. Gerçi bu hatayı yapan ilk kisi Jackson Diehl degil. Kendisinden önce New York Times’in Türkiye muhabiri Sabrina Tavernise 19 Mayis 2007′de ölüm cezasini AKP’nin kaldırdığını yazmıştı. AKP’ye sempatisi, Türkiye hakkındaki bilgisinden daha büyük oldugu anlaşılan bu meslektaşımız, 14 Mayıs’ta da, Başbakan Erdoğan’ın atadığını sandığı Konya Selçuk Üniversitesi Rektörü’nün üniversitedeki özgürlükçü ve liberal icraati üzerinden AKP’yi övmüştü.
Rektörü AKP’nin baş hedeflerinden YÖK’ün atadığını bilmiyordu çünkü. Bunlar, yüksek gazetecilik standartlarıyla övünen New York Times için son derece düşündürücü maddi hatalardır.
Washington ve Londra’nın, Islamcı Milli Görüş hareketinden 28 Şubat’in etkisiyle kopan AKP’yi, 11 Eylül sonrasının koşullarında, Arap ve Islam alemindeki halk yığınlarının ilgisini şiddet yanlısı Islamci hareketlerden uzaklastırarak, barısçı ve medeni siyasete yöneltmek için sunulacak bir örnek olarak benimsediğini biliyoruz. AKP’nin Amerikan ve Ingiliz medyasından gördüğü büyük ilginin ardindaki asıl neden bu. Başta CHP ve MHP olmak üzere ulusalcılar, ABD ve AB karsıtlığında adeta eski Milli Görüş çizgisine savrulurken, AKP bu iki global aktörle pragmatik ilişkiler kurmayı başardı.

Türkiye’nin uluslararası ekonomik sisteme entegrasyonunu sürdürmesi de eklenince, bu iki global aktörün gözünde AKP, Türkiye’de diğerlerine göre tercih edilir bir siyasi güç oldu. Ingiliz The Guardian gazetesinde Gül’ün Cumhurbaskanı seçilmesinden önce yayımlanan “Islam ve demokrasi” başlıklı baş makalenin sonunda “Türkiye’de Islam ve demokrasinin uyumlu oldugu kanıtlaniyorsa, baska yerde neden olmasın?” diye soruluyordu. Evet, Türkiye hem bir Islam ülkesi ve hem de, geçmişte kesintilere uğramış olsa da demokrasisini geliştirerek yasatmayı başarmış bir ülke. Bir Islam ülkesinin ayni zamanda demokratik de olabileceğini uzun yıllar önce kanıtladı. Bunu da laiklik sayesinde yaptı. Unutulan iste bu.

‘Müslüman demokrat’ mi?:
Düne kadar AKP’yi genellikle “ılımlı Islamci”, “neo-Islamcı”, “eski Islamcı” veya “Islamı kökenli” diye tanımlayan Amerikan ve Ingiliz basininda bu parti için, AKP’nin de duymaktan hoşnut olacaklarını sandığımız “Müslüman demokrat” taniminin giderek artan oranda kullanıldığını gözlemliyoruz. AKP’ye iltifat eden aynı basın, kentli orta sınıfların demokrasi, laiklik ve özgürlükler konusundaki kendiliğinden gelişen demokratik tepkilerini ya görmezden geliyor ya da bunu, başında orduyu saydigi “laik elitler” konfigürasyonunun bir komplosu olarak yansıtıyor.

Temennimiz, AKP yöneticilerinin, kendilerine sunulan bu desteği yanlış okuyarak, “uluslararası sistemin güvencesi altında oldukları” gibi vehme kapılmamaları ve yeni dönemde itidal ile otokontrolü elden bırakmamalarıdir. Böylesi demokrasimiz için daha hayırlı olur.

Ufak bir not düşelim. İktidarda bulunan partimizin daha kuruluş aşamasında iken bile ABD yanlısı bir politika izlediği, her alanda ABD çıkarları ile ters düşecek stratejilerden uzak durduğu biliniyor. Arkasına aldığı ulusalcı-karşıtı basın ve yabancı dış basın rüzgarından çok destek gördüğü de biliniyor. Yazarın temennisinde geçen “hükümetin uluslararası sistemin güvencesi altında oldukları gibi vehme” çoktan kapıldığı, kızmızı-çizgilerin BOP / GOKAP için çoktan silindiği, ulusal çıkarlar çoktan terkedildiği görülüyor. Bu nedenle yazarın temennisine katıldığımızı belirtmek isteriz.

Acaba yabancı basının bu “taraftarlık derecesine çıkan” AKP yanlısı duruşu, tüm dünyanın lanet okuduğu BOP / GOKAP projesinde ABD ile eşbaşkan olmasından ve tüm dünya ABD’ye karşı bir duruş sergilerken Türkiye’nin ABD politikalarının sadık uygulayıcısı olmasından olmasın… Eeee nede olsa ulusalcılar ve vatanseverler başa geçerlerse bu günleri mumla arayacaklarını onlar da biliyor…

Bu not, 2.September.2007 tarihinde yazarlarımızdan kalem tarafından eklenmiştir.   
Notun konusu: Türkiye
Etiketler: none

1 Eylül Dünya Barış Günü kimin barış! günü

Bebek katili katilbaşı APO ve PKK’nın meclisimizdeki temsilcisi bir grup, 1 Eylül Dünya Barış Günü mesajı yayınlamış.

DTP Genel Merkezi, 30 Ağustos Zafer Bayramı ve 1 Eylül Dünya Barış günü nedeniyle yayınladığı mesajda, Türk Silahlı Kuvvetleri’nin Şırnak’ın Uludere ilçesi kırsalında yaptığı operasyonda “kimyasal silah” kullandığı iddiasında bulundu.

DTP Genel Merkezi’nden yapılan açıklamada, “1 Eylül Dünya Barış Günü arifesinde ülkemizin bir bölümünde şiddetli imha operasyonları yapılmakta, barışın yolunu döşemek için geliştirdiğimiz tüm çabalarımız askeri operasyonlarla tahrip edilmektedir” denildi.

Öcelikle hatırlatalım, Dünya Barış Günü 21 Eylül‘dür. Bir zamanlar Bülent Arınç’ın bile kutlama mesajı gönderdiği 1 Eylül’ü bizlerden başka kutlayan yok. Hatta ayrılıkçı kürt teröristler bugünü -yani 1 Eylül’ü- 30 Ağustos Zafer Bayramı’ndan birkaç gün sonra geldiği için, hem 30 Ağustos’u gölgelemek, hem de kendi propagandalarını yapmak ve aziz ordumuza küfretmek için kullanıyorlar.

Peki “1 Eylül Dünya Barış Günü’dür” diyenler bunu neden diyor:

İkinci Dünya Savaşı diye bilinen İkinci Büyük Emperyalist Paylaşım Savaşı, 1 Eylül 1939 günü Nazilerin Polonya’yı işgaliyle başladı. Ardında elli iki milyon ölü, milyonlarca yaralı, sakat ve moloz yığını haline gelmiş kentler ile acı ve gözyaşı bıraktı. Mayıs 1945’de son buldu. İnsanlık tarihinin bu en acımasız, en kanlı ve en kirli savaşının başladığı gün, yani 1 Eylül, Dünya Barış Günü olarak kabul edildi.

Ancak bu günü bizden başka kutlayan yok.

…Birleşmiş Milletler 1984′te değil 2001′de bir “Uluslararası Barış Günü” ihdas etmiş. Genel Kurul’un 57. birleşiminden itibaren geçerli olmak üzere, 1981′de “Uluslararası Barış Günü” ilan edilen “Genel Kurul’un açılış günü olan her Eylül’ün üçüncü salısı” yerine 21 Eylül Birleşmiş Milletlerce “Uluslar arası Barış Günü” olarak kabul ve ilan edilmiş

…Benim anladığım, biz, Sovyetler Birliği henüz mevcutken SSCB ve Varşova Paktı üyesi öteki doğu Avrupa ülkeleriyle bu çizgideki güçlü Komünist Partiler’in bulunduğu ülkelerde etkin olan “Dünya Barış Konseyi”nin o zamanlar ilan ettiği bir “Dünya Barış Günü” vardı, hala onu kutluyoruz. Alâ… Fakat Alman ordularının Polonya’ya saldırdığı 1 Eylül’ü “dünya barışı”nı hatırlamak için uluslararası bir gün olarak kabul eden SSCB ve Varşova Paktı ülkeleri de onların barış hareketleri de artık yok…

…”1 Eylül” sadece bizim “dünya barış günümüz”. Eğer bir BM günü istiyorsak onların “21 Eylül Dünya Barış Günü”nü benimsemekten; “dünya barış günü”nü “1 Eylül”de kutlamak istiyorsak onu hakikaten “Dünya Barış Günü” kılmaktan başka çare yok. Ama “Birleşmiş Milletlerin 1 Eylül Dünya Barış Günü” diye bir gün yok… Bu tuhaflığı uzun boylu sürdürmek şart mı?…

Yazının tümü için kaynak: bianet.org

Devletimiz ve halkımız biran önce uyanmalı ve bölücü teröristlerin ayak oyunlarına fırsat vermemelidir.

Bu not, 1.September.2007 tarihinde yazarlarımızdan kalem tarafından eklenmiştir.   
Notun konusu: Tam Bağımsızlık
Etiketler: none

Ne Mutlu Türküm Diyene!

Fırsat buldukça yineliyoruz. Bu vatan toprağın kara bağrında sıradağlar gibi duranlarındır. Şehitlerindir, gazilerindir, kumandanlarındır, herşeyini feda etmeye hazır bir milletindir bu vatan. Bu vatanı kuranlar Gazi Mustafa Kemal Atatürk‘ün önderliğinde aziz TÜRK MİLLETİ‘dir.

“Ne Mutlu Türküm Diyene” diyemeyenlerin, şehitlerimize “kelle” diyebilenlerin, “Cumhuriyet döneminin artık sonu geldi” diyenlerin, “esas bölücü TSKdır” diyen milletvekili olmuş kan kokulu teröristlerin, “bundan 10 sene sonra Kürtistanı kurmuş olacaksınız” diyebilen sapkın zihniyetlerin, “pekekeye siyaset yolu açılmalıdır” diyebilen milletvekili teröristlerin, ABD’nin dış siyaset çizgisini tavizsiz savunan siyasetçilerin, şu ana kadar binlerce masumun ölümüne neden olan BOP’un Gürcü asıllı! başkanının vatanı değildir bu vatan…

Vatandaşlıktan çıkıp gitmesi gereken de onlardır…

Allah rahmetini esirgemesin, şehitlerimiz ölü değildir. Onlar vatanı için, milleti için, namusu için, çocuklarının geleceği için kanlarını feda etmişlerdir. İnanıyorum ki, yaşasalardı, şu anda bizi içten ve dıştan çepeçevre saran emperyalist kokuşmuşluğa karşı şehitlerimiz şunu haykıracaklardı:

NE MUTLU TÜRKÜM DİYENE!

Bu not, 30.August.2007 tarihinde yazarlarımızdan kalem tarafından eklenmiştir.   
Notun konusu: Tam Bağımsızlık
Etiketler: none

Röntgencilik habercilik ilkeleriyle bağdaşır mı?

Bugün (29.08.2007) Show TV Ana Haber‘de gördüklerimden sonra, söze nasıl başlayabilirim bilmiyorum. Gazetecilik ilkelerinin alenen ihlal edildiği bir haberdi izlediğim, ama ayrıca bu insan hakları ihlaliydi aslında. Ve mesleğinin ve insanlığının tüm değerlerini ayaklar altına almaktan çekinmeyen bir takım muhabir, kameraman ve gazeteci, televizyonda böbürlene böbürlene “yalnız bizde var bu haber” diyerek övünç duyuyorlardı. İzlediğim o haber, Basın Konseyi -yada yetkili kimler varsa onlar- tarafından şiddetle kınanmalı, hatta ceza yağmalı bu habere karışan herkese, ibret olsun diye…

Gelelim habere… Haberimiz Ahmet Necdet Sezer‘in cumhbaşkanlığını devretmesinin ardından evine gitmesiyle başlıyor. Eski cumhurbaşkanım eşiyle evine geliyor, soyunup dökünüyor. Ve uzaklarda konuşlanmış Show TV kameramanı Sürhan Türegün açıyor kamerasını ve zumluyor evin penceresine doğru. Amacı sizin de anlayacağınız gibi röntgenlemek ve içeride olan biteni çekip haber yapmak.

Ahmet Necdet Sezer ise kendisini robot zannedenlere inat -ki Show TV kendisini büyük ihimalle robot zannediyor- soyunup dökünüyor ve atletiyle röntgenci kameramanın kamerasında görüntüleniyor.

Sonra eve gelen kim varsa, kızı, eşi ve misafirleri, hepsi röntgenleniyor. İçerisi saniye saniye kaydediliyor futursuzca.

Şimdi diyeceksiniz ki;

1. Sibel Can’ının poposunu çeken ve dakikalarca dikizleyenler haberciler varken Sezer fanilayla görüntülenmiş ne ki.

2. Hergün yüzlerce haberde kişiden izinsiz çekilmiş görüntüler kullanılıyor. Bu da onlardan biri.

Aslında dediğinizden biraz farklı bu sefer. Düşünün biri sizi, evinizin penceresinden içeri yönettiği bir kamerayla çekiyor. İçeride yer misiniz, içer misiniz, soyunur musunuz, sevişir misiniz önemli değil. Çekiyor sizi ve “ben çektim!” diye gerile gerile ana haber bülteninde yayınlıyor. Ahlaksız habercilik çok gördük bu güne kadar, ama bu kadarına pek az rastlamıştık doğrusu.

rontgenciMuhabir02 rontgenciMuhabir04
rontgenciMuhabir05 rontgenciMuhabir06
Size yalan haber uydurmuyorum. Röntgencilik ile çekilmiş bu fotoğrafları yayınlamak istemezdim ama kanıtlamak maksadıyla yayınlıyorum… Sağır kulaklar belki görür ve önlem alır umuduyla…  

RTÜK ve Basın Konseyi yöneticileri başta olmak üzere yetkili kim varsa bu ahlaksızlık ve ilkesizliğe bir DUR demeli ve halkın önünde sorumluları cazelandırmalıdır. Show TV halktan ve tabiki Ahmet Necdet Sezer ve ailesinden özür dilemelidir.

Bakın Basın Meslek İlkeleri ne diyor:

Kişilerin özel yaşamı, kamu çıkarlarının gerektirdiği durumlar dışında, yayın konusu olamaz.

Gazeteci görevini, taşıdığı sıfatın saygınlığına gölge düşürebilecek yöntem ve tutumlarla yapmaktan sakınır.

Türkiye Gazeticileri Hak ve Sorumluluk Bildirgesi ise şöyle diyor:

Gazeteci; kamuya mal olmuş bir şahsiyet bile olsa, halkın haber alma, bilgilenme hakkıyla doğrudan bağlantılı olmayan hiçbir amaç için, izin verilmedikçe, özel yaşamın gizliliği ilkesini ihlal edemez.

Gazeteci; yayımlanmış her yanlışı en kısa sürede düzeltmekle yükümlüdür.

Açık kamu yararı olmadıkça ve olayla doğrudan ilgisi, bağlantısı bulunmadıkça, bir insanın davranışı veya işlediği suç, onun ırkına, milliyetine, dinine, cinsiyetine, cinsel eğilimine, hastalığına veya fiziksel, zihinsel özürlü olup olmamasına dayandırılmamalıdır. Kişinin bu özel durumu, alay, hakaret, önyargı konusu yapılmamalıdır.

Asıl olan kamu yararıdır. Özel hayatın gizliliğinin geçersiz sayılabileceği başlıca durumlar şöyle sıralanabilir:
a) Büyük bir suç yahut yolsuzluk üstüne araştırma ve yayın
b) Toplumu kötü etkileyici bir tutumla ilgili araştırma ve yayın
c) Toplumun-güvenliğinin veya sağlığının korunması
d) İlgili kişinin sözleri yahut eylemleri sonucu halkın yanılmasının, yanıltılmasının veya yanlış yapmasının engellenmesi
Bu durumlarda dahi, özel hayatın kamuya açılan kesiti mutlaka konuyla doğrudan ilgili olmalı veya ilgili kişinin özel hayatının onun kamusal faaliyetini de etkileyip etkilemediği gözetilmelidir.

Peki ya İnsan Hakları Evrensel Beyannamesi,

Madde 12- Kimsenin özel yaşamına, ailesine konutuna ya da haberleşmesine keyfi olarak karışılamaz, şeref ve adına saldırılamaz.

O haberciler, kendileri ve eşi-çocukları-sevdikleri evlerinde soyunuk vaziyetteyken pencereden röntgenciler tarafından çekilseler ve onlara “siz millete malolmuş önemli şahsiyetsiniz, o yüzden sizi dikizliyoruz” dense, sizce ne tepki verirlerdi?…

Bu not, 29.August.2007 tarihinde yazarlarımızdan kalem tarafından eklenmiştir.   
Notun konusu: Hayat, Türkiye
Etiketler: none

İngilazca iftiharla sunar: First Leydi

Först leydi, yada günümüz ingilazcasıyla First leydi, yada ingilizcesiyle First Lady

Şu aralar basınımızda çok sık duyduğumuz först leydi lafının Türkçesi yok mu? Eğer varsa -ki var- siz onu kullanacaksınız ki insanlar onu kullanacak, tıpkı “prezident” yerine “başkan” dedikleri gibi türkçesine aşina olacaklar. Bu gün “First Leydi” diyenler, yarın “bunun aslı yabancı dildir” diyerek yeni her kelimeyi ingilazcasıyla söyleyecekler ve kültürümüz ve dilimiz kokuşacaktır.

Bu not, 27.August.2007 tarihinde yazarlarımızdan kalem tarafından eklenmiştir.   
Notun konusu: Türkçe / Türk Dili
Etiketler: none

Ağla Türkiyem

Teröristler milletvekili maaşlarını rahat rahat yerken ve mecliste grup oluşturmuş atıp tutarken, müstakbel cumhurbaşkanımız bebek katili ve katillerin başı aponun yardakçısı Talabani ile görüşebileceğini dolaylı yollarla! açıklarken, aponun hapishaneden çıkartılma şartları alenen tartışılırken, belediye otobüslerimiz göz göre göre yakılırken sessiz kalan milletim için Mehmetimiz vurulmuş, öldürülmüş, şehit edilmiş önemli mi????

Canımız yanmış, kanımız donmuş, kardeşimiz, abimiz, babamız, kocamız şehit düşmüş önemli mi???? Demek Türkiye şehitlerine ağlıyor öyle mi!… Ateş düştüğü yeri yakar! Ağlayanlar şehit yakınları, analar, bacılar, eşler, çocuklardır ve bir avuç vatansever, milletsever, yurtsever… Koskoca medyada satır aralarına düşen şehit haberlerine kızanlar, haykıranlar sadece onlardır, bunu bilesiniz.

Demokrasi ve uzlaşmacılık yorganının altına sakladıkları silahlar bir gün çıkacak ve namluları milletimin üstüne uykusunda mışıl mışıl! uyurken çevirilecektir. “Ne var canım bundan”, “biz değiştik” diyenler uyanacak vakti bulamayacaklar ve adları tarihin “vatanı satanlar” bölümüne kalın harflerle yazılacaktır.

Bu not, 26.August.2007 tarihinde yazarlarımızdan kalem tarafından eklenmiştir.   
Notun konusu: Hayat, Türkiye
Etiketler: none

Kanal 24′den Moderator

Bir süredir yayında olan yeni bir haber kanalımız var: Kanal 24 yada sadece 24. Haber kanallarına olan ihtiyacı gidermek için hoş bir alternatif gibi görünüyor. En azından yeni bir soluk. Habercilik ilke ve değerlerine ne kadar sadık kalabilecekler göreceğiz…

Kanal 24′de de ingilazca program ismi verme hastalığı başgöstermiş. HaberTurk‘ün izinden gitmeye karar vermişler demekki. Programımızın adı Moderator. İngilizce bilmek zorunda olmadığım bir kanalda saçma sapan bir program ismi. Şimdi diyecekler ki moderator meslekteki bir mevkiye verilen ad. İster mevki adı olsun, ister program ismi, ingilizce bilmek zorunda değilim ve bu mantığın tamamen karşısındayım.

Moderator kelimesi sizin kendi layfstaylınıza uygun olabilir ama Türkçe karşılığı varken kullanılması abes ve çok saçma.

Bu not, 24.August.2007 tarihinde yazarlarımızdan kalem tarafından eklenmiştir.   
Notun konusu: Türkçe / Türk Dili
Etiketler: none

Bir kenar mahalleliyiz , mecburen Göztepeliyiz

Göztepe TMSF tarafından satıldı ve geri dönüş başladı.

Bu sezon Amatör Küme’de mücadele edecek olan Izmir temsilcisi efsane Göztepe’yi, Altinbas Assos Perakende Magazacilik ve Sportif Hizmetler AS aldi.Bu sezon Amatör Küme’de mücadele edecek olan Izmir temsilcisi efsane Göztepe’yi, Altinbas Assos Perakende Magazacilik ve Sportif Hizmetler AS aldi.

Göztepeliler bugün daha bir umutlu, daha bir duygulu.

15 sene once bir macta bu pankarti acmislar…mahallemizin takimi o bizim , ister A.S. olsun ister Altinbas olsun ister ciksin ister dussun kimin umrunda , butun dunyanin sadece mahallenizden ibaret oldugu cocukluk , ilk genclik yillarinizda mahallenin en guzel kizina duydugumuz platonik ask kadar saf , yan mahalle ile yapilan futbol maclari kadar heyecanli , eve girmeden once kosede arkadaslarla lafladigimiz, guldugumuz kadar keyifli ,uzaklastigimizda tedirgin oldugumuz, donunce huzura kavustugumuz yer o bizim…

Devamı için tıklayınız.

Bu not, 22.August.2007 tarihinde yazarlarımızdan kalem tarafından eklenmiştir.   
Notun konusu: Hayat, Türkiye
Etiketler: none