Ben de merak ediyorum: Batı basını neden taraf?

Milliyet gazetesinin bugünkü internet sayfasında Kadri Gürsel imzalı bir yazı okuduk. Okuduk ve Milliyet gazetesi ve Doğan grubunun çizgisine zıt fikirler içermesi nedeniyler de şaşırdık. Kadri Gürsel bakın ne diyor:

Batı basını neden taraf?

Batı medyasının, özellikle de Amerikan ve Ingiliz basınının, kendisini profesyonel gözle takip ettiğimiz son 20 yılda, Türkiye’deki seçim süreçlerinde bir siyasi partiden yana bu kadar taraf olduğuna hiç tanık olmamıştık. Türkiye’deki parlamento ve cumhurbaşkanliği seçimlerini okurlarına aktarırken nesnel ve dengeli olma gereğini duymadığını gördüğümüz bu basının, bir siyasi partinin uluslararası propaganda bürosu gibi çalıştığını söylemek çok da abartılı olmaz. Bu taraftarlığın nedenlerini ve bunun demokrasimiz için içerebileceği riskleri çözümlemek gerekiyor.

Taraftar yazisi: Propaganda yazilarinin en fütursuzlarindan biri Abdullah Gül’ün cumhurbaskani seçilmesinden bir gün önce Washington Post’ta “Müslüman Demokrasisi Ilerliyor” basligi altinda yayimlandi. Jackson Diehl imzali makalede, cumhurbaskanligi krizi boyunca AKP’nin sadece demokrasiden yana degil ama ayni zamanda uzlasma ve ilimliliktan yana tavir aldigi öne sürüldükten sonra “Türkiye, ABD’yle, ‘laik’ Türk politikacilarin büyük çogunlugundan daha fazla dost olan bir cumhurbaskanina sahip olacak. Ona hos geldin demek gerekmiyor mu?” deniyordu.

Fahiş hatalar: Diehl, AKP’yi överken hızını alamayıp idamı kaldıranın bu parti oldugunu söylemek gibi fahiş bir hataya da imza atmış. Halbuki Türkiye’yi daha yakından izlemiş olsaydıi, idamin önceki koalisyon hükümeti tarafindan kaldırıldıgını bilirdi. Gerçi bu hatayı yapan ilk kisi Jackson Diehl degil. Kendisinden önce New York Times’in Türkiye muhabiri Sabrina Tavernise 19 Mayis 2007′de ölüm cezasini AKP’nin kaldırdığını yazmıştı. AKP’ye sempatisi, Türkiye hakkındaki bilgisinden daha büyük oldugu anlaşılan bu meslektaşımız, 14 Mayıs’ta da, Başbakan Erdoğan’ın atadığını sandığı Konya Selçuk Üniversitesi Rektörü’nün üniversitedeki özgürlükçü ve liberal icraati üzerinden AKP’yi övmüştü.
Rektörü AKP’nin baş hedeflerinden YÖK’ün atadığını bilmiyordu çünkü. Bunlar, yüksek gazetecilik standartlarıyla övünen New York Times için son derece düşündürücü maddi hatalardır.
Washington ve Londra’nın, Islamcı Milli Görüş hareketinden 28 Şubat’in etkisiyle kopan AKP’yi, 11 Eylül sonrasının koşullarında, Arap ve Islam alemindeki halk yığınlarının ilgisini şiddet yanlısı Islamci hareketlerden uzaklastırarak, barısçı ve medeni siyasete yöneltmek için sunulacak bir örnek olarak benimsediğini biliyoruz. AKP’nin Amerikan ve Ingiliz medyasından gördüğü büyük ilginin ardindaki asıl neden bu. Başta CHP ve MHP olmak üzere ulusalcılar, ABD ve AB karsıtlığında adeta eski Milli Görüş çizgisine savrulurken, AKP bu iki global aktörle pragmatik ilişkiler kurmayı başardı.

Türkiye’nin uluslararası ekonomik sisteme entegrasyonunu sürdürmesi de eklenince, bu iki global aktörün gözünde AKP, Türkiye’de diğerlerine göre tercih edilir bir siyasi güç oldu. Ingiliz The Guardian gazetesinde Gül’ün Cumhurbaskanı seçilmesinden önce yayımlanan “Islam ve demokrasi” başlıklı baş makalenin sonunda “Türkiye’de Islam ve demokrasinin uyumlu oldugu kanıtlaniyorsa, baska yerde neden olmasın?” diye soruluyordu. Evet, Türkiye hem bir Islam ülkesi ve hem de, geçmişte kesintilere uğramış olsa da demokrasisini geliştirerek yasatmayı başarmış bir ülke. Bir Islam ülkesinin ayni zamanda demokratik de olabileceğini uzun yıllar önce kanıtladı. Bunu da laiklik sayesinde yaptı. Unutulan iste bu.

‘Müslüman demokrat’ mi?:
Düne kadar AKP’yi genellikle “ılımlı Islamci”, “neo-Islamcı”, “eski Islamcı” veya “Islamı kökenli” diye tanımlayan Amerikan ve Ingiliz basininda bu parti için, AKP’nin de duymaktan hoşnut olacaklarını sandığımız “Müslüman demokrat” taniminin giderek artan oranda kullanıldığını gözlemliyoruz. AKP’ye iltifat eden aynı basın, kentli orta sınıfların demokrasi, laiklik ve özgürlükler konusundaki kendiliğinden gelişen demokratik tepkilerini ya görmezden geliyor ya da bunu, başında orduyu saydigi “laik elitler” konfigürasyonunun bir komplosu olarak yansıtıyor.

Temennimiz, AKP yöneticilerinin, kendilerine sunulan bu desteği yanlış okuyarak, “uluslararası sistemin güvencesi altında oldukları” gibi vehme kapılmamaları ve yeni dönemde itidal ile otokontrolü elden bırakmamalarıdir. Böylesi demokrasimiz için daha hayırlı olur.

Ufak bir not düşelim. İktidarda bulunan partimizin daha kuruluş aşamasında iken bile ABD yanlısı bir politika izlediği, her alanda ABD çıkarları ile ters düşecek stratejilerden uzak durduğu biliniyor. Arkasına aldığı ulusalcı-karşıtı basın ve yabancı dış basın rüzgarından çok destek gördüğü de biliniyor. Yazarın temennisinde geçen “hükümetin uluslararası sistemin güvencesi altında oldukları gibi vehme” çoktan kapıldığı, kızmızı-çizgilerin BOP / GOKAP için çoktan silindiği, ulusal çıkarlar çoktan terkedildiği görülüyor. Bu nedenle yazarın temennisine katıldığımızı belirtmek isteriz.

Acaba yabancı basının bu “taraftarlık derecesine çıkan” AKP yanlısı duruşu, tüm dünyanın lanet okuduğu BOP / GOKAP projesinde ABD ile eşbaşkan olmasından ve tüm dünya ABD’ye karşı bir duruş sergilerken Türkiye’nin ABD politikalarının sadık uygulayıcısı olmasından olmasın… Eeee nede olsa ulusalcılar ve vatanseverler başa geçerlerse bu günleri mumla arayacaklarını onlar da biliyor…

Bu not, 2.September.2007 tarihinde yazarlarımızdan kalem tarafından eklenmiştir.   
Notun konusu: Türkiye
Etiketler: none