Şehit Piyade Asteğmen Furkan Işık

Furkan Işık… Yada bir diğer söylemle Şehit Piyade Asteğmen Furkan Işık. Kendisi, şehit düşmüş onbinlerce kardeşimizden yalnızca biri. 309. dönem olarak tuzla piyade okulunu bitirdikten sonra doğuya bir takım komutanı olarak vatanı korumaya gönderilmiş. Bir terörist kurşunuyla 22 yaşında gözlerini kapamış dünyaya. Şehit olmuş kahramanca…

Ben de 311. dönem asteğmen olarak askerliğimi yaptım. Bu nedenle kendisini kendime daha bir yakın hissediyorum. Tüm vatan evlatlarının, tüm mehmetçiklerin, tüm asteğmenlerin hissettikleri gibi… Seni öldü zannedenler unutmasın: şehitler ölmezler.

Ali İmran (169): Allah yolunda öldürülmüş olanları ölüler sanma sakın. Hayır! Onlar diridirler. Rablerinin katında rızıklandırılıyorlar.

Bu not, 30.September.2007 tarihinde yazarlarımızdan kalem tarafından eklenmiştir.   
Notun konusu: Tam Bağımsızlık
Etiketler: , ,

PKK katliamı ve bir milletvekili…

Dün canımız yandı, ciğerlerimiz tıkandı… Yine gözyaşına boğulduk. Çünkü yine katiller onlarca vatandaşımızı katletti.

Şırnak’ta bir minibüsün taranması sonucu 7’si köy korucusu, 12 kişi hayatını kaybetti. Saldırıda 2 kişi de yaralandı.

Peki dünkü katliamdan sadece 1 gün önce kendisi milletvekili sıfatıyla meclisimizde bulunan bir PKK sözcüsü, ellerine bulaşmış Türk kanıyla tuttuğu mikrofondan tükürükler saçarak şunları söylüyordu:

DTP Genel Başkan Yardımcısı Nurettin Demirtaş, PKK’lı teröristleri kastederek, “9 gencin üzerine 10 bin kişilik orduyu Başbakan Erdoğan’ın talimatıyla gönderiyorlar. Şimdi buna ister kahramanlık deyin, ister zafer deyin. Bundan utanç duymuyorlar” dedi.

Ne mutlu sizin gibilerin ve sözcülüğünü yaptığınız katillerin canını alan ve onları eşek cehennemine yollayan şanlı kahraman mehmetçiğimize… Sizi bu meclise gönderenler, sizi hala orada tutanlar ve konuşturanlar, sizin kan kokulu sözlerinize düşünce özgürlüğü diyebilenler utansın…

Bu not, 30.September.2007 tarihinde yazarlarımızdan kalem tarafından eklenmiştir.   
Notun konusu: Tam Bağımsızlık
Etiketler: none

Öcalanın Avukatı

Bundan 15 yıl önceye gidelim. Yıl 1992. Hergün onlarca mehmetçiğimiz öldürülüyor. Her gün şehit, her gün gözyaşı… Bebek katilini kim savunacak, kim hangi yürekle avukatlığını yapabilecek diye birbirimize sorduğumuz günler… Benim kardeşimin kanı o şerefsizin eline bulaşmışken, kim onu savunabilecek kadar aşağılık diye merak ettiğimiz günler…

Sene 2007… Her gün onlarca şehit veriyoruz… Yine gözyaşı ve gözü yaşlı analar, eşler, çocuklar… Yıllardır anamızı, bacımızı, oğullarımızı, abilerimizi, halkımızı hunharca katleden terörist grubun elebaşı olan aponun avukatlığını geçmişte birinin yaptığını öğreniyorsunuz. Merak ediyorsunuz, kimdir o zat?…

Gazeteden öğreniyorsunuz… Şaşkınlıktan ağzınız açık kalıyor… Nefesiniz tıkanıyor… Geçmişte “imkansız” dediğiniz, “yok artık bu caniyi de kimse savunamaz” dediğiniz günler çoktan çook uzaklarda kalmış…

Artık siz de biliyorsunuz.

Öcalanın avukatı artık milletvekili

Bu not, 17.September.2007 tarihinde yazarlarımızdan kalem tarafından eklenmiştir.   
Notun konusu: Tam Bağımsızlık
Etiketler: none

Kahrolsun PKK, kahrolsun DTP

Bir bakıma iyi oldu DTP’nin meclise girmesi. Artık halktan saklanacakları biryer olmadığı için açık ve net, kör gözlerin! içine soka soka rahatça haykırabiliyorlar: Mealen “Biz çoluk çocuk demeden, mehmetçik demeden katleden canileriz. Biz kürt kökenli halkı kışkırtmak ve ülkenizi bölmek istiyoruz.” diyebiliyorlar…
Herşey bu kadar aşikarken… Bakın DTP’li bir millet vekili! ne diyor:

DTP Batman Milletvekili Bengi Yıldız, PKK’yı terörist örgüt olarak ilan etmelerini isteyenlerin baskı yaptığını savunarak, “Biz kendimize küfretmeyiz, halkımıza hakaret edemeyiz” dedi. Yıldız, AKP’nin Kürtlere yönelik sinsi bir politika geliştirdiğini de ileri sürdü.

Fırat Haber Ajansı’nın haberine göre, PKK paralelinde yayın yapan Roj TV’nin “Rojev” adlı programına katılan Yıldız, Başbakan Recep Tayyip Erdoğan’ın PKK’yı “terörist örgüt ilan edin” açıklamasına tepki gösterdi. Yıldız “Bizden PKK’yı terörist ilan etmemizi istiyorlar. Biz kendimize küfretmeyiz, halkımıza hakaret edemeyiz. Bizim duruşumuz çok nettir. Onurlu bir barış istiyoruz” dedi. Yıldız sözlerini şöyle sürdürdü:

“Kürtler, AKP’ye bir kredi vermiş olabilirler, ancak bunun da bir sınırı vardır. Bizim kalelerimizi fethedeceğini söyleyen Erdoğan’a ilk belediye seçimlerinde bunu göstereceğiz. Kendilerini güçlü sandıkları yerde onları yeneceğiz.”

Kimse kürt kökenli halkımıza hakaret etmiyor. Keza Türk halkına kimse hakaret de edemez. Bundan önce olduğu gibi bundan sonrada denebilecek tek birşey var: Kahrolsun PKK, kahrolsun DTP ve tüm siyasi uzantıları!

Bu not, 14.September.2007 tarihinde yazarlarımızdan kalem tarafından eklenmiştir.   
Notun konusu: Tam Bağımsızlık
Etiketler: none

Terörist sözcüleri iyice azıttılar…

Eski bir milletvekilimiz ne demiş:

Tosun, dün “DTP’yi takiye yapmaya zorlamak” başlıklı köşe yazısına, öncelikle PKK’nın terör örgütü olduğunu belirterek başladı.”En tepedeki sorumlu devlet adamından sokaktaki vatandaşa kadar herkesin PKK’nın DTP taraftarı olduğunu, DTP’nin PKK yanlısı olduğunu bal gibi bildiğini” kaydeden Tosun, “Bunu bildiği halde devlet katmanlarında görev yapanlar, ‘DTP, PKK ile arasına mesafe koyduğunu ve bu teşkilatı bir terör örgütü olarak gördüğünü ilan etmelidir’ şeklinde talepte bulunmaktadır” dedi.

DTP’nin böyle bir açıklama yapıp yapamayacağı, yapsa faydasının ne olacağı, basın toplantısı ile bunu ilan etse kimin inanacağı sorularını dile getiren Tosun, “Bence onlardan bu talepte bulunmak onları takiye yapmaya zorlamakla eşanlamlıdır” görüşünü savundu.

Gerçekten doğru bir tespit. Bu tespiti biz birçok kez belirtmiştik ve “Biz değiştik” demekle değişilmeyeceğini söylemiştik. Tabi ilgili kişinin şu tespitini duyunca çok yazık dedik:

Kendisinin DTP’yi takiyeye zorlamak yerine, “sorunu meşru zeminde çözme taraftarı olduklarını ispat için Türkiye’yi rahatlatacak bir adım atmalarını beklediğini” anlatan Tosun, bu düşüncesini salı günü kaleme aldıktan sonra DTP Grup Başkanı Ahmet Türk’ün kendisini aradığı söyledi.

Hangi meşru zemin???? Teröristlerle meşru zeminde konuşmak mı? Dünyanın neresinde babamı-bacımı-kardeşimi öldürenlerle meşru ortamda konuşuluyor? Sizin hiç bir yakınınızı teröristler vurdular mı? Bacınıza tecavüz ettiler mi?
İlgili terörist grup, meclise adamlarını sokup artık kan kokulu niyetlerini alenen ve rahatça kustukları için çok rahatlar. Bakın bu kişiler neler diyebiliyor:

Başbakan Recep Tayyip Erdoğan’ın 60. hükümet programı görüşmeleri sırasında Meclis kürsüsünden Demokratik Toplum Partisi’ne yaptığı “PKK’ya terör örgütü deyin” çağrısına DTP’den yanıt geldi.

DTP İstanbul Milletvekili Sabahat Tuncel, “Kimse bizden kardeşlerimizi terörist ilan etmemizi beklemesin. Hiçbir Kürt bunu demez” diye konuştu.

Törene, AKP İstanbul Milletvekili Mehmet Domaç ve AKP Batman Milletvekili Mehmet Emin Ekmen ile DTP’li Tuncel katıldı.

Terörist sözcüsü kadın bunları söylerken AKP’li iki milletvekili de oradaydı. Hey gidi günler heeey!… Sizin kardeşleriniz benim kardeşimi öldürüyor. Siz ülkemizi bölmeye çalışıyorsunuz ve başımızdakiler buna çanak tutuyor. Siz Kürt halkını temsil edemezsiniz. Siz -eli kanlı teröristler- hiçbir kimseyi temsil edemezsiniz. Oradaki kürt vatandaşlarımız da Türk Milletinin bir ferdidir ve sapına kadar Türktür.

Bu not, 9.September.2007 tarihinde yazarlarımızdan kalem tarafından eklenmiştir.   
Notun konusu: Tam Bağımsızlık
Etiketler: none

Teşekkürler RTÜK

Hayatımda defalarca kez böyle girişimlerim olmuştu ama ilk kez uyarılarım (ve tabiki sizin uyarılarınız) bu kadar hızlı cevap buluyor. Röntgencilik yaparak eski cumhurbaşkanımızı atletiyle kameraya çekmeyi habercilik yapmak zanneden Show TV’ye RTÜK tarafından ceza verileceği bugünkü gazetelerde duyuruldu.

Radyo ve Televizyon Üst Kurulu (RTÜK), 10. Cumhurbaskani Ahmet Necdet Sezer’in Gölbasi’ndaki evinde izinsiz olarak çekilmis “fanilali görüntülerini” yayinlanan Show TV’ye ceza verilmesini kararlastirdi.

AA muhabirinin aldigi bilgiye göre, Üst Kurul’un toplantisinda Show TV’nin söz konusu görüntülerine iliskin rapor degerlendirildi.Toplantida, 10. Cumhurbaskani Sezer’in Çankaya Köskü’nden ayrildigi gün Gölbasi’ndaki evinde geçirdigi ilk geceye iliskin haberinde, Sezer’in izinsiz çekilmis fanilali görüntülerini yayinlayan Show TV’ye müeyyide uygulanmasina karar verildi.

Biz ise haberin yayınlandığı gün - hatta bir kaç saat sonra - bu sitede protestomuzu yapmaktan ve aynı bilgi ve protestoyu RTÜK’e bildirmekten gurur duyuyoruz.

Her ne kadar ilkeli habercilikten çok uzakta olsa da basın-yayın, lütfen biraz daha gayret edin. Bu bizim hakkımız… Teşekkürler RTÜK

Bu not, 4.September.2007 tarihinde yazarlarımızdan kalem tarafından eklenmiştir.   
Notun konusu: Türkiye
Etiketler: none

Biz farklıyız!…

En demokratik millet biziz. Eli kanlı teröristi meclise soktuk, belediyeler verdik… Hatta bir de dedik ki “buyur demokratik hakkını kullan, istediğini diyebilirsin. Kardeşimi öldüren caniye cenaze töreni bile düzenleyebilirsin“. Abi-kardeş, biri silahla mehmedimi alnından kurşunlarken diğeri mecliste “ben birileri istiyor diye bebek katiline terörist demem” diyor. Biri de çıkıyor “Biz burdayız, savaştan kaçmayız. Diyarbakır bir kaledir. Bugüne kadar birçok kişi düşürmek istedi ama düşmeyecektir.” diyerek üyesi olmalarına rağmen nefret ettikleri Türk milletine meydan okuyor.

Dünyanın hiçbir ülkesinde, ABD başta olmak üzere, terörizme bu kadar müsamaha gösterilmez. Tabi ki biz farklıyız. AB üyeliği için herşeyimizi vermeye hazırız…

Terörist, “biz teröristiz” dese n’olucak ki? Sanki birileri “biz değiştik” dediler de değiştiler mi? Sizin elinizdeki kan kokusu ve gözü yaşlı analardan gözyaşı silmekle kaybolmaz ki…

Not: Umutsuzluğa da çok kapılmamak gerekir. Şehit anneleri sözlerim size… Siz kahraman analarısınız… Oğullarınız, eşleriniz, abileriniz ölmediler… Hayat, yalnız Allahındır. Allah verdiği canı elbet alır. Bu dünya kimseye kalmaz. Allah hesap kesicidir, defter dürülür ve hesap verilir… Ödeyecek hesabı olanlar, Allaha hesaplarını elbet vereceklerdir

Bu not, 3.September.2007 tarihinde yazarlarımızdan kalem tarafından eklenmiştir.   
Notun konusu: Tam Bağımsızlık
Etiketler: none

Ben de merak ediyorum: Batı basını neden taraf?

Milliyet gazetesinin bugünkü internet sayfasında Kadri Gürsel imzalı bir yazı okuduk. Okuduk ve Milliyet gazetesi ve Doğan grubunun çizgisine zıt fikirler içermesi nedeniyler de şaşırdık. Kadri Gürsel bakın ne diyor:

Batı basını neden taraf?

Batı medyasının, özellikle de Amerikan ve Ingiliz basınının, kendisini profesyonel gözle takip ettiğimiz son 20 yılda, Türkiye’deki seçim süreçlerinde bir siyasi partiden yana bu kadar taraf olduğuna hiç tanık olmamıştık. Türkiye’deki parlamento ve cumhurbaşkanliği seçimlerini okurlarına aktarırken nesnel ve dengeli olma gereğini duymadığını gördüğümüz bu basının, bir siyasi partinin uluslararası propaganda bürosu gibi çalıştığını söylemek çok da abartılı olmaz. Bu taraftarlığın nedenlerini ve bunun demokrasimiz için içerebileceği riskleri çözümlemek gerekiyor.

Taraftar yazisi: Propaganda yazilarinin en fütursuzlarindan biri Abdullah Gül’ün cumhurbaskani seçilmesinden bir gün önce Washington Post’ta “Müslüman Demokrasisi Ilerliyor” basligi altinda yayimlandi. Jackson Diehl imzali makalede, cumhurbaskanligi krizi boyunca AKP’nin sadece demokrasiden yana degil ama ayni zamanda uzlasma ve ilimliliktan yana tavir aldigi öne sürüldükten sonra “Türkiye, ABD’yle, ‘laik’ Türk politikacilarin büyük çogunlugundan daha fazla dost olan bir cumhurbaskanina sahip olacak. Ona hos geldin demek gerekmiyor mu?” deniyordu.

Fahiş hatalar: Diehl, AKP’yi överken hızını alamayıp idamı kaldıranın bu parti oldugunu söylemek gibi fahiş bir hataya da imza atmış. Halbuki Türkiye’yi daha yakından izlemiş olsaydıi, idamin önceki koalisyon hükümeti tarafindan kaldırıldıgını bilirdi. Gerçi bu hatayı yapan ilk kisi Jackson Diehl degil. Kendisinden önce New York Times’in Türkiye muhabiri Sabrina Tavernise 19 Mayis 2007′de ölüm cezasini AKP’nin kaldırdığını yazmıştı. AKP’ye sempatisi, Türkiye hakkındaki bilgisinden daha büyük oldugu anlaşılan bu meslektaşımız, 14 Mayıs’ta da, Başbakan Erdoğan’ın atadığını sandığı Konya Selçuk Üniversitesi Rektörü’nün üniversitedeki özgürlükçü ve liberal icraati üzerinden AKP’yi övmüştü.
Rektörü AKP’nin baş hedeflerinden YÖK’ün atadığını bilmiyordu çünkü. Bunlar, yüksek gazetecilik standartlarıyla övünen New York Times için son derece düşündürücü maddi hatalardır.
Washington ve Londra’nın, Islamcı Milli Görüş hareketinden 28 Şubat’in etkisiyle kopan AKP’yi, 11 Eylül sonrasının koşullarında, Arap ve Islam alemindeki halk yığınlarının ilgisini şiddet yanlısı Islamci hareketlerden uzaklastırarak, barısçı ve medeni siyasete yöneltmek için sunulacak bir örnek olarak benimsediğini biliyoruz. AKP’nin Amerikan ve Ingiliz medyasından gördüğü büyük ilginin ardindaki asıl neden bu. Başta CHP ve MHP olmak üzere ulusalcılar, ABD ve AB karsıtlığında adeta eski Milli Görüş çizgisine savrulurken, AKP bu iki global aktörle pragmatik ilişkiler kurmayı başardı.

Türkiye’nin uluslararası ekonomik sisteme entegrasyonunu sürdürmesi de eklenince, bu iki global aktörün gözünde AKP, Türkiye’de diğerlerine göre tercih edilir bir siyasi güç oldu. Ingiliz The Guardian gazetesinde Gül’ün Cumhurbaskanı seçilmesinden önce yayımlanan “Islam ve demokrasi” başlıklı baş makalenin sonunda “Türkiye’de Islam ve demokrasinin uyumlu oldugu kanıtlaniyorsa, baska yerde neden olmasın?” diye soruluyordu. Evet, Türkiye hem bir Islam ülkesi ve hem de, geçmişte kesintilere uğramış olsa da demokrasisini geliştirerek yasatmayı başarmış bir ülke. Bir Islam ülkesinin ayni zamanda demokratik de olabileceğini uzun yıllar önce kanıtladı. Bunu da laiklik sayesinde yaptı. Unutulan iste bu.

‘Müslüman demokrat’ mi?:
Düne kadar AKP’yi genellikle “ılımlı Islamci”, “neo-Islamcı”, “eski Islamcı” veya “Islamı kökenli” diye tanımlayan Amerikan ve Ingiliz basininda bu parti için, AKP’nin de duymaktan hoşnut olacaklarını sandığımız “Müslüman demokrat” taniminin giderek artan oranda kullanıldığını gözlemliyoruz. AKP’ye iltifat eden aynı basın, kentli orta sınıfların demokrasi, laiklik ve özgürlükler konusundaki kendiliğinden gelişen demokratik tepkilerini ya görmezden geliyor ya da bunu, başında orduyu saydigi “laik elitler” konfigürasyonunun bir komplosu olarak yansıtıyor.

Temennimiz, AKP yöneticilerinin, kendilerine sunulan bu desteği yanlış okuyarak, “uluslararası sistemin güvencesi altında oldukları” gibi vehme kapılmamaları ve yeni dönemde itidal ile otokontrolü elden bırakmamalarıdir. Böylesi demokrasimiz için daha hayırlı olur.

Ufak bir not düşelim. İktidarda bulunan partimizin daha kuruluş aşamasında iken bile ABD yanlısı bir politika izlediği, her alanda ABD çıkarları ile ters düşecek stratejilerden uzak durduğu biliniyor. Arkasına aldığı ulusalcı-karşıtı basın ve yabancı dış basın rüzgarından çok destek gördüğü de biliniyor. Yazarın temennisinde geçen “hükümetin uluslararası sistemin güvencesi altında oldukları gibi vehme” çoktan kapıldığı, kızmızı-çizgilerin BOP / GOKAP için çoktan silindiği, ulusal çıkarlar çoktan terkedildiği görülüyor. Bu nedenle yazarın temennisine katıldığımızı belirtmek isteriz.

Acaba yabancı basının bu “taraftarlık derecesine çıkan” AKP yanlısı duruşu, tüm dünyanın lanet okuduğu BOP / GOKAP projesinde ABD ile eşbaşkan olmasından ve tüm dünya ABD’ye karşı bir duruş sergilerken Türkiye’nin ABD politikalarının sadık uygulayıcısı olmasından olmasın… Eeee nede olsa ulusalcılar ve vatanseverler başa geçerlerse bu günleri mumla arayacaklarını onlar da biliyor…

Bu not, 2.September.2007 tarihinde yazarlarımızdan kalem tarafından eklenmiştir.   
Notun konusu: Türkiye
Etiketler: none

1 Eylül Dünya Barış Günü kimin barış! günü

Bebek katili katilbaşı APO ve PKK’nın meclisimizdeki temsilcisi bir grup, 1 Eylül Dünya Barış Günü mesajı yayınlamış.

DTP Genel Merkezi, 30 Ağustos Zafer Bayramı ve 1 Eylül Dünya Barış günü nedeniyle yayınladığı mesajda, Türk Silahlı Kuvvetleri’nin Şırnak’ın Uludere ilçesi kırsalında yaptığı operasyonda “kimyasal silah” kullandığı iddiasında bulundu.

DTP Genel Merkezi’nden yapılan açıklamada, “1 Eylül Dünya Barış Günü arifesinde ülkemizin bir bölümünde şiddetli imha operasyonları yapılmakta, barışın yolunu döşemek için geliştirdiğimiz tüm çabalarımız askeri operasyonlarla tahrip edilmektedir” denildi.

Öcelikle hatırlatalım, Dünya Barış Günü 21 Eylül‘dür. Bir zamanlar Bülent Arınç’ın bile kutlama mesajı gönderdiği 1 Eylül’ü bizlerden başka kutlayan yok. Hatta ayrılıkçı kürt teröristler bugünü -yani 1 Eylül’ü- 30 Ağustos Zafer Bayramı’ndan birkaç gün sonra geldiği için, hem 30 Ağustos’u gölgelemek, hem de kendi propagandalarını yapmak ve aziz ordumuza küfretmek için kullanıyorlar.

Peki “1 Eylül Dünya Barış Günü’dür” diyenler bunu neden diyor:

İkinci Dünya Savaşı diye bilinen İkinci Büyük Emperyalist Paylaşım Savaşı, 1 Eylül 1939 günü Nazilerin Polonya’yı işgaliyle başladı. Ardında elli iki milyon ölü, milyonlarca yaralı, sakat ve moloz yığını haline gelmiş kentler ile acı ve gözyaşı bıraktı. Mayıs 1945’de son buldu. İnsanlık tarihinin bu en acımasız, en kanlı ve en kirli savaşının başladığı gün, yani 1 Eylül, Dünya Barış Günü olarak kabul edildi.

Ancak bu günü bizden başka kutlayan yok.

…Birleşmiş Milletler 1984′te değil 2001′de bir “Uluslararası Barış Günü” ihdas etmiş. Genel Kurul’un 57. birleşiminden itibaren geçerli olmak üzere, 1981′de “Uluslararası Barış Günü” ilan edilen “Genel Kurul’un açılış günü olan her Eylül’ün üçüncü salısı” yerine 21 Eylül Birleşmiş Milletlerce “Uluslar arası Barış Günü” olarak kabul ve ilan edilmiş

…Benim anladığım, biz, Sovyetler Birliği henüz mevcutken SSCB ve Varşova Paktı üyesi öteki doğu Avrupa ülkeleriyle bu çizgideki güçlü Komünist Partiler’in bulunduğu ülkelerde etkin olan “Dünya Barış Konseyi”nin o zamanlar ilan ettiği bir “Dünya Barış Günü” vardı, hala onu kutluyoruz. Alâ… Fakat Alman ordularının Polonya’ya saldırdığı 1 Eylül’ü “dünya barışı”nı hatırlamak için uluslararası bir gün olarak kabul eden SSCB ve Varşova Paktı ülkeleri de onların barış hareketleri de artık yok…

…”1 Eylül” sadece bizim “dünya barış günümüz”. Eğer bir BM günü istiyorsak onların “21 Eylül Dünya Barış Günü”nü benimsemekten; “dünya barış günü”nü “1 Eylül”de kutlamak istiyorsak onu hakikaten “Dünya Barış Günü” kılmaktan başka çare yok. Ama “Birleşmiş Milletlerin 1 Eylül Dünya Barış Günü” diye bir gün yok… Bu tuhaflığı uzun boylu sürdürmek şart mı?…

Yazının tümü için kaynak: bianet.org

Devletimiz ve halkımız biran önce uyanmalı ve bölücü teröristlerin ayak oyunlarına fırsat vermemelidir.

Bu not, 1.September.2007 tarihinde yazarlarımızdan kalem tarafından eklenmiştir.   
Notun konusu: Tam Bağımsızlık
Etiketler: none