İstanbul Darülfünunu’ndan bir Şaik geçti
İstanbul Darülfünunundan bir hoca yetişti ki ne hoca. Yetiştirdiği binler şimdi ülkenin dört bir yanında vatansever, Türkçesever, yurtsever gençler yetiştiriyorlar. Ülke, onun “bu vatan kimin” sorusuna verdiği cevabı özümseyenler sayesinde ayakta hâlâ dimdik duruyor.
Türkiye Cumhuriyeti
İstanbul Darülfünunu
Edebiyat Fakültesi Me’zuniyet Diploması
İstanbul Darülfünunu Edebiyat Fakültesi Edebiyat zümresinde tahsilini bitiren İnebolu‘da doğmuş Mehmet Cevdet ef. oğlu Hüseyin Vehbi Şaik ef. teşkil edilen mümeyyizler hey’eti huzurunda nizamnameye göre devama mecbur bulunduğu Edebiyat zümresinin Türk Edebiyatı Tarihi, Arap Edebiyatı Tarihi, Türk Lisaniyatı Metin Şerhi derslerinden imtihan edilerek 1929-30 ders senesinde me’zuniyet diplomasını almaya hak kazanmış olmağla kendisine bu diploma verilmiştir.
15 Teşrini evvel 1930
Diploma numarası: 118
Kamuda Pardus dönemi başlıyor
Pardus geliştiricisi Çağlar Onur‘in ağ günlüğünde “Kamuda Özgür Yazılım Dönemi Başlıyor mu dedin?” başlıklı yazıyı görünce gerçekten çok heyecanlandım. Yazısını alıntılıyorum:
Bakın Anadolu Ajansı bugün ne haber geçmiş? Biraz alıntı yapalım;
“İlk uygulama Milli Savunma Bakanlığı tarafından yapılacak ve Türkiye’nin milli yazılımı Pardus, Askeralma Dairesi (ASAL) ve şubelerinde ana işletim sistemi olarak kullanılacak.”
“ASAL, Ankara’daki merkezi ve Türkiye çapında tüm daire ve şubeleri için toplam 625 adet sunucu ve 4 bin 500 adet istemci bilgisayar alacak. İhalenin donanım kısmı aynı zamanda bilgisayarların birbirleri ile irtibat kurmasını sağlayacak ağ sistemini, yazıcı ve benzeri çevre birimlerini de kapsıyor.
ASAL sisteminde Pardus ekibi sürekli sahada olacak ve sistem kurulum ve desteği konusunda entegratör firma ve ASAL ile birlikte çalışacaktır. Bu uygulamadan elde edilen sonuçlar ASAL’ı izleyecek kamu kuruluşları ve şirketler için derlenmiş olacak.”
Tekrar afiyet olsun, aa bu arada Pardus bazılarında hazımsızlık yapıyormuş diye duyduk onlara soda tavsiye ediyoruz…
İlk hamleyi milli değerlere en çok değer veren kurum olan Silahlı Kuvvetlerden bekliyordum, beni şaşırtmadılar. Bu haberle çok mutlu oldum doğrusu, hayırlı olsun…
İzmir Yangını
Mustafa Kemal’in İzmir yangını sonrasında Kızılaycı Hamit Hasancan‘a gönderdiği direktif.
İzmir, 17 Eylül 1922
Hamit Bey’e
1. İzmir yangını konusunda aşağıdaki gibi demeç vermek gerekir.
Ordumuz İzmir’i her türlü kötülüklerden korumak için kente girmeden önce önlem almıştır. Ancak Yunanlılar ve Ermeniler daha önceden kurdukları örgütle İzmir’i bütünü ile yakmayı tasarlamışlardı. Kiliselerle Hrisostomos’un vermiş olduğu demeçler İslamlarca işitilmiştir. İzmir’i yakmak bir dinsel görev olarak bildiriliyordu. Yangın bu örgütçe çıkarılmıştır. Bunu doğrulayan birçok tanık ve belge vardır. Askerlerimiz yangını söndürmek için bütün güçleri ile çalışmışlardır. Yangını askerlerimize yükleyenler gelip İzmir’deki durumu görebilirler. Yalnız böyle bir işlem için resmi kovuşturma söz konusu olamaz. Bugün burada bulunan her ulustan gazeteciler bu görevi doğrudan yapmaktadırlar. Hıristiyan halka iyi davranılmakta göçmenler yerlerine gönderilmektedir. Ancak, 18 ile 45 yaşında olanlar Yunan ordusunda kesin görevli olduklarından ve süren savaşta Yunan ordusu için yeniden görev alacaklarından dolayı içerilere gönderileceklerdir. Savaş sonunaca bunu bir askeri önlem olmak üzere yapmak zorundayız.
2. Başladığımız askeri hareket “Misak-ı Milli” sınırları içinde bulunan yurt parçalarını bütünü ile ele geçirinceye dek sürdürülecektir. Hareketi durdurup Konferans istemek düşüncesinde değiliz. Şundan ki, bugünkü harekete başlamadan önce barış için yaptığımız bütün başvuru ve dileklerimiz Londra’ca güçsüzlüğümüze bağlandı. Şimdiki başvurumuzun da aynı yoruma uğrayarak zaman geçirilmeye çalışılmasından korkarız. Ama, silahla Anlaşıklar askerlerinin birliklerimize karşı silah kullanmalarını kesinlikle beklediğimiz için, bizim de bunlara karşl çekingen davranacağımız düşünülemez. Bunun için Anlaşık Devletlerce askeri hareketimiz durdurulmamak koşulu ile bugünlerde bir politik görüşmeye çağrılmayı sevinçle karşılayabiliriz. Bunun için en uygun yer Üsküdar olabilir. Ama, Anlaşık Devletler, askerlerini Üsküdar’a dek çekmelidirler ve ben oraya bir miktar birlikle girebilmeliyim. Doğu Trakya’nın Yunan birliklerince hızla boşaltılarak TBMM Hükümeti görevlilerine teslim edilmeye başlaması gerektir. Boğazların kendimizce berketilmemesi ve İstanbul’un güvenliği sağlanmak koşulu ile trafik özgürlüğünün sağlanacağını belirtirseniz, bizim savaş değil barış istediğimizi ve bunu önleyici hiç bir etken kalmadığını ve Anlaşıkların kuşkulanacakları her sorunu çözmenin olanaklı olduğunu söyleyebilirsiniz. Trakya’ya büyük bir ordu geçirip ulusal sınırlarımız ötesinde yer tutmayı kesinlikle düşünmüyoruz.
Fransız Amiral Dumesnil’le de bu konuyu görüştüm. Kendisi General Pelle’ye söyleyecektir. İstanbul ve Çanakkale çevresinde Anlaşık Devletlerin belirttikleri yansız bölge ve yansız sınırın hiçbiri Hükümetimizce kabul edilmemiştir. Gereğinden çok zaman geçirdiklerinde bizim böyle bir bölgeye kesinlikle bağlı olmadan hareket edeceğimiz kuşkusuzdur.
3. İkinci maddedeki görüşlerimizi özel olarak General Pelle ile ve daha gerek göreceğiniz olumlu devlet adamları ile gorüşerek alacağımız yanıtın Dışişleri Bakanlığına ve aynı zamanda bana bildirilmesini rica ederim.
Mustafa Kemal
Kurtuluş Zaferi Bildirgesi
Mustafa Kemal’in İzmir’den Şanlı Kurtuluş Zaferi’mizi Türk Ulusu’yla paylaştığı bildirgenin tam metnini yayınlıyoruz.
ULUS’A BİLDİRGE İzmir, 13 Eylül 1922
Büyük ve Soylu Türk Ulusu;
Ordularımız 9 Eylül 1922 sabahı İzmir’imizi ve yine 9 Eylül akşamı Bursa’mızı, kazandıkları zaferlerle kurtardılar. Akdeniz askerlerimizin zafer çığlıkları ile dalgalanıyor. Asya İmparatorluğuna yeltenen arsız düşmanın savaş alanlarına gelme gücünü gösteren ordu komutanları ile komuta kurulları, günlerden beri Türkiye Büyük Millet Meclisi Hükümetinin savaş tutsağı bulunuyorlar. Düşmanın başkomutan atadığı General Trikopis, birçok gece ve gündüz umutsuzca çarpışmalardan ve kurtulma yolunu denedikten sonra, buyruğundaki generaller, kurmay başkanları ve komuta ettiği ordunun elinde kalabilen kalıntıları ile en sonunda teslim oldu. Eğer Yunan kralı da bugün tutsak ettiklerimiz arasında bulunmuyorsa, bu taç giysililerin (Padişah-kral), yöntemleri gerçekte ulusların yalnız iyi günlerine katılmak olduğundan, savaş alanlarının acılı günlerinde onların, saraylarından başkasını düşünmemek huylarındandır.
Batı fabrikalarının çelik zırhları ile kaplanan koca Yunan orduları, artık Anadolu dağlarında, subaylarınca bırakılmış acınacak sürüler, kan dökücülüklerinden korkarak kudurmuş kütleler ve ağaç diplerinde kalmış olanaksız yaralılardan başka kalmadı. Düşman ordularının savaş gereçleri yaklaşık üçte ikisi ile topraklarımızadır.
Düşmanın tutsaklarından başka insan yitiğinin yüz binden ne denli çok olduğunu saptamak güçtür. Ama, resmi yetkimle ulusuma duyururum ki, bizim insan yitiğimiz dörtte üçü korkusuz yaralı olmak üzere on bin kişiye ulaşmaktadır.
Büyük Türk Ulusu …. ordularımızın yetenek ve gücü düşmanlarımıza korku, dostlarımıza güven verecek bir düzeyde gerçekleşti. Ulus orduları on dört gün içinde büyük bir düşman ordusunu yok ettiler. 400 km.lik aralıksız bir kovalama yaptılar. Anadolu’daki bütün işgal edilmiş yerlerimizi geri aldılar. Bu büyük zafer senin ürünündür. Bursa’mızı ele geçiren Yunan birlikleri ise, ancak İmparatorluğun askeri örgütü ile görüş ve eylem birliği ederek başarılı olmuşlardı. Ülkenin kurtuluşu, Ulusun oy ve istenci, kendi yazgısı üzerinde sınırsız ve koşulsuz egemen olduğu dönemden başlamış ve ancak Ulusun yüreğinden doğan ordularla olumlu ve kesin sonuçlara varmıştır.
Büyük ve Soylu Türk Ulusu, Anadolu’nun kurtuluşunu kutlarken sana İzmir’den, Bursa’dan, Akdeniz çevrenlerinden ordularının selamlarını da sunuyorum.
TBMM Başkanı
Başkomutan Mustafa Kemal











