Dilde Sadeleşme

…Tarihin derinliklerinde halkın kökünü aramak, dil akrabalığı ile bir ırktan ulusların ortak tarihı geçmişini anlamak, Avrupa ulusları için heyecanlı bir dönem başlatmışıtı; adeta dini bir huşu içindeydiler. Herkes dili dikkatle kullanıyordu. Derken 19. yüzyıl Almanyası, aşırı bir Cermenlik bilinci içinde anadilini Fransızca ve Latin kökenli kelimelerden ayıklamaya başladı. Ayıkladı da; ancak bu ne getirdi? Alman dilinin zenginliği filozofların ve tarihçilerin ortaya koyduğu, çıkardığı eşsiz yeni kavramlarladır. Bu dil ayıklaması ile Almanca, Avrupa dillerine yabancılaştı ve monotonlaştı. Faydası olmadı; bugün Almanca, Avrupa dilleri içinde en çok İngilizce kullanılan bir dile dönüştü. Dil ayıklama cezbesi Almanlar ve Macarlar gibi diğer uluslarda da başladı. Balkanlar’da Türk hakimiyeti dönemini tamamen silmek isteyen Yunanlılar, Dimotiki denen halkın konuştuğu ve hemen herkesin yazdığı dili silmek istediler, çünkü içi Arapça, Farsça, Türkçe ve Slav dillerinden kelimelerle doluydu.

Sadeleşmenin ölçüsü ayıklama değil, dili zenginleştirmek olmalıdır. Türkçe “anlam” kelimesini kazandı diye “mana”yı dışlamamalıdır. “Manidar” olanı “anlamlı” diye çevirsen de “manevi”yi “anlamlı” diye çeviremezsin; “gerçek” ve “hakikat” birbirinden farklıdır. Liste uzar… Yeni kelimeler dile zenginlik getirmeli ve eskileriyle bir arada yaşamalıdır. Arapça ve Farsça kelimelerin bir sürüsü de bizim dilimizde anlam değiştirmiştir. Siyaset, iktisat ve sosyoloji ilgili olan birçoğunu Araplar ve İranlılar bizden almıştır. “Vatan”ın kullanılış biçimi, “cumhuriyet”, “mali buhran”, “kanun-u esasi”, “tefrik-i kuvva = kuvvetler ayrımı”, vs. gibi…

….Elli yıl önce Bakü’lü ve İstanbul’lu bir ortalama okumuş rahat anlaşıyorlardı. Bugün de gayret edilse anlaşmaları mümkündür, anlaşmaktan da kazançlı çıkarlar; bunun dil ırkçılığı ile alakası yoktur. Ama beş yüz kelimelik bir günlük dille konuşan toplumlar için bu şans yoktur. Bizim gençlerimiz hiçbir eski kelime bilmiyor, yenilerini yanlış kullanıyor, argo denebilecek bir düzine sözcükle yetiniyorlar. “Takılmak”, “olay”, “hikaye” gibi her derde deva sözcükler… Maalesef eski Sovyet dünyası da lüzumsuz bir Rusça lügat kalabalığıyla konuşuyor. Bu onların dil ahengini de bozuyor. Ortak lügata doğru gitmelidir. Gelecek yazımızda İstanbul Türkçesi denen dilin ne olduğu üzerinde durabiliriz.

Kaynak: Kırk Ambar Sohbetleri, Aşina Kitaplar

Sayın İlber Ortaylı hocamızın Kırk Ambar Sohbetleri isimli kitabını okuyucularımıza hararetle tavsiye ediyorum. Bu kitap vasıtası ile tarih, edebiyat, kültür, dil ve daha birçok konuda fikirlerini bizlerle paylaştığı için de hocamıza teşekkürü bir borç biliyorum.

Bu not, 20.May.2006 tarihinde yazarlarımızdan kalem tarafından eklenmiştir.   
Notun konusu: Türkçe / Türk Dili
Etiketler: none